Ukrayna, Pazar günü yaptığı açıklamada, bir Rus insansız hava aracının (drone) Çernobil yakınlarındaki bir nükleer yakıt tesisini vurduğunu duyurdu. 20. yüzyılın en büyük nükleer felaketine sahne olan Çernobil bölgesinde meydana gelen bu saldırı, uluslararası toplumda derin endişe yarattı. Ukrayna Devlet Başkanı Volodimir Zelenskiy, saldırıda Şahid tipi bir drone kullanıldığını belirterek, bu eylemi "son derece alçakça" olarak nitelendirdi. Olayda can kaybı yaşanmazken, tesisin güvenlik duvarlarında hasar oluştuğu bildirildi. Uluslararası Atom Enerjisi Ajansı (UAEA) olayla ilgili inceleme başlatırken, bölgede radyasyon sızıntısı olmadığı açıklandı. Ancak uzmanlar, bu tür saldırıların nükleer güvenlik açısından taşıdığı risklere dikkat çekiyor.
Saldırının ayrıntıları ve arka planı
Ukrayna'nın başkenti Kiev'in yaklaşık 100 kilometre kuzeyinde yer alan Çernobil bölgesi, 1986 yılında meydana gelen ve tarihin en büyük nükleer kazası olarak kayıtlara geçen facianın ardından geniş bir yasak bölge haline gelmişti. Bölge, halen yüksek radyasyon seviyeleri nedeniyle insan yerleşimine kapalı durumda. Ancak Ukrayna, bölgede nükleer atık depolama ve yakıt yönetimi tesislerini faaliyette tutuyor. Saldırıya uğrayan tesis, kullanılmış nükleer yakıtın depolandığı bir merkez olarak biliniyor. Ukrayna Devlet Nükleer Düzenleme Kurumu, saldırı sonrası yaptığı açıklamada, tesisin çevresinde radyasyon seviyelerinin normal sınırlarda olduğunu ve herhangi bir sızıntı tespit edilmediğini belirtti. Bununla birlikte, Ukrayna Enerji Bakanı German Galuşçenko, saldırının nükleer güvenlik protokollerini ihlal ettiğini ve uluslararası hukuka aykırı olduğunu söyledi. Zelenskiy, sosyal medya hesabından yaptığı paylaşımda, "Rusya'nın nükleer tesislere yönelik bu tür saldırıları, tüm Avrupa'nın güvenliğini tehdit etmektedir" ifadelerini kullandı. Rusya cephesinden ise henüz resmi bir yanıt gelmedi. Moskova, daha önce Ukrayna'daki nükleer tesislere yönelik saldırı iddialarını reddetmişti.
Bölgesel ve küresel boyut
Çernobil bölgesine yönelik bu saldırı, Ukrayna savaşının nükleer güvenlik açısından yarattığı tehlikeleri bir kez daha gündeme getirdi. Savaşın başlangıcından bu yana Rus güçleri, Zaporijya Nükleer Santrali'ni işgal altında tutarken, Çernobil bölgesi de ilk haftalarda kısa süreli işgale uğramıştı. Uluslararası Atom Enerjisi Ajansı Başkanı Rafael Mariano Grossi, yaptığı açıklamada, nükleer tesislere yönelik herhangi bir askeri eylemin kabul edilemez olduğunu vurguladı. Grossi, "Bir nükleer felaketin eşiğinde oynamak, tüm insanlığı riske atmaktır" dedi. ABD Dışişleri Bakanlığı Sözcüsü, saldırıyı kınayarak, Rusya'yı kasıtlı olarak nükleer tesisleri hedef almakla suçladı. Avrupa Birliği (AB) de benzer bir kınama açıklaması yaparken, Birleşik Krallık Dışişleri Bakanlığı, "Putin rejiminin pervasızlığı sınır tanımıyor" ifadelerini kullandı. Uzmanlar, savaşın devam etmesi halinde benzer saldırıların daha büyük bir felakete yol açabileceği uyarısında bulunuyor. Özellikle Zaporijya Nükleer Santrali'nde çatışmaların yoğunlaştığı dönemlerde bölgede radyasyon sızıntısı riski artmış durumda. Çernobil saldırısı, nükleer güvenliğin sadece Ukrayna'nın değil, tüm kıtanın ortak sorunu olduğunu bir kez daha hatırlatıyor.
Türkiye Açısından Değerlendirme
Çernobil felaketinin Türkiye üzerinde doğrudan etkileri olmuştur. Bu nedenle bölgedeki herhangi bir nükleer sızıntı riski, Türkiye için de ciddi bir tehdit oluşturmaktadır. Karadeniz'e kıyısı olan Türkiye, radyoaktif partiküllerin su yoluyla veya atmosferik taşınımla ülkeye ulaşmasından endişe duymaktadır. Ayrıca, Türkiye'nin Akkuyu Nükleer Santrali gibi nükleer enerji projeleri, bu tür olayların güvenlik protokollerinin ne kadar kritik olduğunu göstermektedir. Ukrayna savaşının nükleer güvenlik boyutu, Türkiye'nin arabuluculuk rollerini ve Montrö Sözleşmesi'nden doğan sorumluluklarını da etkileyebilir. Türkiye, bölgesel istikrarın sağlanması ve nükleer tesislerin korunması için uluslararası girişimlerde daha aktif rol alabilir.