Bir buçuk yıl boyunca Donald Trump’ın iç çevresinin Dışişleri Bakanlığı’nı her fırsatta devre dışı bırakıp zayıflatmasını izleyen Senatör Marco Rubio, yakında neredeyse imkansız bir görevle karşı karşıya kalabilir: Gerçekten işini yapmak. Rubio’nun Dışişleri Bakanı olarak atanması halinde, Trump’ın ilk döneminde İran’la imzalanan ve Washington’un çekildiği nükleer anlaşmanın kaderi yeniden gündeme gelecek. Ancak bu kez hem anlaşmanın yeniden canlandırılması hem de Trump’ın iç politik hesapları arasında sıkışan Rubio’nun eli oldukça zayıf.
Rubio’nun Zorlu Sınavı: İran Anlaşması ve Devlet Departmanı’nın Krizi
Senatör Rubio, özellikle İran’a yönelik tavrıyla bilinen bir isim. Geçmişte İran nükleer anlaşmasına (JCPOA) sert eleştiriler yönelten Rubio, anlaşmanın “felaket” olduğunu defalarca dile getirmişti. Ancak Trump yönetiminin anlaşmadan çekilmesinin ardından İran’ın uranyum zenginleştirme faaliyetlerini artırması ve bölgesel gerginliklerin tırmanması, anlaşmanın yeniden müzakere edilmesini gündeme getirdi. Rubio, bu yeni dönemde anlaşmayı “kurtarmak” için değil, Trump’ın politikalarını uygulamak için atanmış olacak. Ancak Dışişleri Bakanlığı’nın son yıllarda yetkisizleştirilmesi ve Trump’ın danışmanlarının diplomasiyi adeta bir kenara itmesi, Rubio’nun elindeki araçları ciddi şekilde sınırlıyor. Özellikle eski Dışişleri Bakanı Rex Tillerson ve Mike Pompeo dönemlerinde bakanlık bütçesinin kısılması, deneyimli diplomatların istifası ve siyasi atamaların artması, kurumun hafızasını ve etkinliğini yitirmesine yol açtı. Rubio, bu krizi aşmak için hem Kongre’de hem de Beyaz Saray’da güçlü bir destek bulmak zorunda.
Rubio’nun en büyük handikapı, Trump’ın iç politikadaki çıkarları ile uluslararası taahhütler arasında denge kurmak zorunda olması. Trump, İran’a yönelik maksimum baskı politikasını sürdürmek isterken, Rubio’nun anlaşmayı canlandırmak için yapacağı her adım, yönetim içinde tartışmalara yol açabilir. Örneğin, İran’ın uranyum zenginleştirme seviyesini sınırlamak karşılığında bazı yaptırımların kaldırılması, Trump’ın tabanı tarafından “geri adım” olarak algılanabilir. Bu nedenle Rubio, anlaşmanın yeniden şekillendirilmesi için yaratıcı bir diplomatik formül bulmak zorunda. Aksi takdirde, Orta Doğu’da yeni bir kriz kaçınılmaz olabilir.
Küresel Boyut: İran Anlaşması’nın Geleceği ve Bölgesel Dengeler
İran nükleer anlaşması, yalnızca ABD-İran ilişkilerini değil, aynı zamanda Orta Doğu’daki güç dengelerini de doğrudan etkiliyor. Anlaşmanın çökmesi, İran’ın nükleer programını hızlandırmasına ve bölgedeki vekil güçler aracılığıyla Suudi Arabistan, İsrail ve Birleşik Arap Emirlikleri gibi ülkeleri tehdit etmesine neden oldu. Avrupa Birliği ve Rusya, anlaşmanın yeniden canlandırılması için çaba gösterse de, Trump yönetiminin tutumu bu çabaları baltaladı. Rubio’nun atanması, Avrupalı müttefikler tarafından “diplomasiye dönüş” olarak yorumlanabilir. Ancak Trump’ın anlaşmaya karşı olan geleneksel tavrı, Rubio’nun manevra alanını daraltıyor. Özellikle İsrail, anlaşmanın yenilenmesine şiddetle karşı çıkarken, Suudi Arabistan da İran’ın nükleer silah sahibi olmasına izin verecek herhangi bir düzenlemeyi “kırmızı çizgi” olarak görüyor. Rubio’nun bu karmaşık denklemde bir çözüm bulması, sadece ABD’nin değil, tüm bölgenin geleceği için kritik önem taşıyor.
Öte yandan, Rusya ve Çin’in anlaşma sürecindeki rolü de unutulmamalı. Moskova ve Pekin, İran’la ekonomik ve askeri işbirliğini derinleştirirken, ABD’nin bölgedeki etkisini azaltmaya çalışıyor. Rubio’nun İran’a yönelik politikası, bu iki ülkeyle de dolaylı bir rekabeti beraberinde getirecek. Eğer Rubio, anlaşmayı canlandırmak için yaptırımları hafifletirse, Rusya ve Çin bundan ekonomik olarak faydalanabilir. Ancak yaptırımları sıkılaştırırsa, İran’ı tamamen Çin ve Rusya’nın kucağına itme riski var. Bu denge, Rubio’nun en zorlu sınavı olacak.
Türkiye Açısından Değerlendirme
Rubio’nun İran politikası, Türkiye için doğrudan güvenlik ve ekonomi sonuçları doğurabilir. İran’la yeniden yapılacak bir anlaşma, Türkiye’nin enerji ithalatında çeşitlilik sağlayabilir ve İran doğalgazının Avrupa’ya taşınmasında Türkiye’nin rolünü artırabilir. Ancak anlaşmanın başarısız olması halinde, İran’ın nükleer programından kaynaklanan bölgesel gerilimler, Türkiye’nin güney sınırlarında istikrarsızlığı tetikleyebilir. Ayrıca, ABD’nin İran’a yönelik yaptırımları, Türkiye’nin İran’la ticaretini olumsuz etkileyebilir. Türkiye, kendi enerji güvenliği ve sınır istikrarı için anlaşmanın kapsayıcı ve adil bir şekilde yenilenmesini desteklemelidir. Rubio’nun başarısı, Ankara açısından da yakından takip edilmelidir.