ABD Dışişleri Bakanı Marco Rubio, İsrail ve Lübnan arasında varılan çerçeve anlaşmasının, Lübnan'ın egemenliğinin yeniden tesis edilmesi, Hizbullah'ın silahsızlandırılması ve örgütün altyapısının sökülmesi için net bir süreç öngördüğünü duyurdu. Rubio, 26 Haziran'da Washington'da yaptığı açıklamada, anlaşmanın bölgede kalıcı istikrarın sağlanması açısından kritik bir adım olduğunu vurguladı. Rubio'nun açıklamaları, İsrail ile Lübnan arasında aylardır süren dolaylı müzakerelerin ardından geldi. Anlaşma, özellikle İsrail'in kuzey sınırında yaşanan çatışmaların ve Hizbullah'ın artan tehditlerinin ardından büyük önem taşıyor. Rubio, ABD'nin bu süreçte arabuluculuk rolünü üstlendiğini ve anlaşmanın uygulanmasını yakından izleyeceğini belirtti.
Anlaşmanın kapsamı ve hedefleri
Rubio'nun açıklamalarına göre, çerçeve anlaşması üç ana sütun üzerine inşa edilmiş durumda: Lübnan devletinin egemenliğinin tam olarak sağlanması, Hizbullah'ın silahsızlandırılması ve örgütün askeri altyapısının tasfiye edilmesi. Anlaşmada, Lübnan ordusunun ülkenin güneyinde, İsrail sınırı boyunca kontrolü devralması ve bu bölgede Hizbullah'ın varlığının sona erdirilmesi öngörülüyor. Ayrıca, anlaşma kapsamında Lübnan hükümetinin, Hizbullah'ın siyasi kanadının da dahil olduğu tüm silahlı grupların silahsızlandırılması için bir takvim belirlemesi gerekiyor. Rubio, bu sürecin BM Güvenlik Konseyi'nin 1701 sayılı kararı ile uyumlu olduğunu ve uluslararası gözlemcilerin denetiminde yürütüleceğini ifade etti. Anlaşmanın bir diğer önemli boyutu ise, İsrail'in Lübnan hava sahasına yönelik ihlallerinin sona erdirilmesi ve iki ülke arasındaki deniz sınırının belirlenmesi. Rubio, bu maddelerin bölgesel barışa katkı sağlayacağını söyledi.
Bölgesel ve küresel yansımalar
Anlaşma, Ortadoğu'da yeni bir denklem yaratma potansiyeli taşıyor. Hizbullah'ın silahsızlandırılması, İran'ın bölgedeki nüfuzunun kırılması anlamına geliyor. Tahran yönetimi, uzun yıllardır Hizbullah'a mali ve askeri destek sağlıyordu. Bu nedenle anlaşma, İran ile Batılı ülkeler arasındaki gerilimi de etkileyebilir. Öte yandan, İsrail için kuzey sınırında güvenliğin sağlanması, ülkenin en önemli önceliklerinden biri. Netanyahu hükümeti, anlaşmayı bir başarı olarak sunarken, muhalefet ise Hizbullah'ın tamamen silahsızlandırılmaması durumunda anlaşmanın kağıt üzerinde kalacağı uyarısında bulunuyor. Lübnan tarafında ise anlaşma, derin siyasi kriz ve ekonomik çöküş yaşayan ülkede bir nebze olsun umut yarattı. Ancak Hizbullah'ın silah bırakmaya yanaşmaması ve Lübnan ordusunun zayıf yapısı, anlaşmanın uygulanabilirliği konusunda soru işaretleri doğuruyor. Avrupa Birliği ve BM, anlaşmayı memnuniyetle karşılarken, Rusya ise temkinli bir yaklaşım sergiliyor.
Türkiye Açısından Değerlendirme
Türkiye, Ortadoğu'da istikrarın sağlanmasını uzun vadeli dış politika hedefleri arasında görüyor. Bu anlaşma, İsrail ile Lübnan arasındaki gerilimin azalmasına katkı sağlayabilir ve bu da Türkiye'nin bölgedeki ticari ve diplomatik çıkarlarını olumlu etkileyebilir. Ancak Hizbullah'ın silahsızlandırılması, Türkiye'nin İran ile ilişkilerinde yeni bir denge unsuru oluşturabilir. Ayrıca, Suriye'deki gelişmelerle de bağlantılı olan bu süreç, Türkiye'nin kuzey komşularındaki güvenlik dinamiklerini değiştirebilir. Ankara'nın, özellikle Lübnan'daki Türkmen topluluğunun hakları ve bölgedeki insani krizler açısından gelişmeleri yakından takip etmesi bekleniyor.