ABD Dışişleri Bakanı Marco Rubio, Kübalılara hükümetlerini devirmek için CIA ile gizlice işbirliği yapma çağrısında bulundu. Rubio'nun bu açıklaması, Washington'un Havana'ya yönelik uzun süredir devam eden baskı politikasını daha da sertleştirdiğini gösteriyor. Küba hükümeti henüz resmi bir yanıt vermedi ancak geçmişte benzer suçlamaları sert bir şekilde reddetmişti.
Gelişmenin arka planı
Marco Rubio, Küba kökenli bir Amerikalı siyasetçi olarak uzun yıllardır Küba'ya karşı sert bir çizgi izliyor. Dışişleri Bakanı olarak bu tutumunu diplomasiye taşıyan Rubio, son açıklamasında Kübalıları doğrudan CIA ile işbirliğine davet etti. Bu çağrı, ABD'nin 1960'lardan bu yana Küba'ya yönelik yürüttüğü gizli operasyonların ve ambargonun bir devamı niteliğinde. Ancak Rubio'nun açıkça bir isyana teşvik olarak yorumlanabilecek sözleri, uluslararası hukuk ve diplomatik teamüller açısından tartışma yaratabilir.
ABD'nin Küba'ya yönelik ambargosu 1962'den beri yürürlükte. Obama döneminde başlatılan normalleşme süreci, Trump'ın ilk başkanlığında büyük ölçüde geri alınmıştı. Biden yönetimi sınırlı adımlar atmış olsa da, Rubio'nun şimdiki çıkışı iki ülke arasındaki buzların yeniden kalınlaşacağına işaret ediyor. Küba, ekonomik kriz ve insan hakları ihlalleriyle boğuşurken, ABD'nin bu tür açıklamaları Havana'yı daha da köşeye sıkıştırabilir.
Rubio'nun çağrısı, aynı zamanda ABD iç siyasetinde de yankı bulabilir. Florida gibi kritik bir eyalette güçlü bir Küba-Amerikan topluluğu bulunuyor ve bu topluluk genel olarak sert politikaları destekliyor. Ancak iş dünyası ve bazı Demokratlar, izolasyon yerine diyalog çağrısı yapabilir.
Bölgesel ve küresel boyut
Küba, Soğuk Savaş döneminden kalma bir sembol olarak ABD-Latin Amerika ilişkilerinde hassas bir yer tutuyor. Rubio'nun açıklaması, Latin Amerika'da solcu hükümetlerin yeniden yükselişte olduğu bir dönemde geldi. Brezilya, Meksika ve Kolombiya gibi ülkeler, ABD'nin müdahaleci tutumuna mesafeli yaklaşabilir. Özellikle Meksika Devlet Başkanı'nın son dönemde Küba'ya yönelik ambargonun kaldırılması çağrıları, Washington'ın bölgesel izolasyonunu artırabilir.
Öte yandan Rusya ve Çin, Küba ile ilişkilerini derinleştirmeye devam ediyor. Rusya, Küba'ya askeri ve ekonomik destek sağlarken, Çin de altyapı yatırımlarıyla adadaki etkisini büyütüyor. ABD'nin sertleşen tutumu, Havana'yı Moskova ve Pekin'e daha da yakınlaştırabilir. Bu da Karayipler'de yeni bir jeopolitik rekabetin kapısını aralayabilir.
Uluslararası hukuk açısından, bir devlet görevlisinin başka bir ülkenin vatandaşlarını hükümetlerini devirmeye teşvik etmesi, egemenlik ilkesine aykırılık olarak değerlendirilebilir. Birleşmiş Milletler Şartı, üye ülkelerin iç işlerine karışmayı yasaklar. Ancak ABD, geçmişte de benzer operasyonlarla suçlanmıştı. Rubio'nun açıklaması, bu tür eylemlerin açıkça dile getirilmesi bakımından dikkat çekici.
Türkiye Açısından Değerlendirme
Türkiye, Küba ile geleneksel olarak iyi ilişkilere sahip ve ABD'nin tek taraflı yaptırımlarına karşı çıkıyor. Rubio'nun çağrısı, Türkiye'nin savunduğu çok kutuplu dünya düzeninde egemenlik ve iç işlere karışmama ilkelerine aykırı bir örnek olarak görülebilir. Ayrıca Türkiye, Latin Amerika ve Karayipler'de ekonomik ve diplomatik etkisini artırmaya çalışırken, istikrarsızlık riski bölgedeki çıkarlarını olumsuz etkileyebilir. Türk dış politikası, benzer durumlarda diyalog ve diplomasi çağrısı yaparak ABD'nin müdahaleci eğilimlerine karşı dengeli bir tutum sergileyebilir.