Birleşik Krallık'ta popülist sağda konumlanan Reform Partisi, seçim manifestosunda refah harcamalarını 50 milyar sterlin azaltmayı vaat ediyor. BBC Verify ekibi, bu planın arkasındaki rakamları ve uygulanabilirliğini mercek altına aldı. Bağımsız analistlere göre, önerilen kesintilerin önemli bir kısmı, şu anda sistemdeki suistimaller olduğuna inanılan kalemlere dayanıyor ancak bu tespitlerin doğruluğu tartışmalı. Ayrıca, bu kesintilerin sosyal etkileri ve uygulamadaki zorluklar, planın gerçekçiliği konusunda soru işaretleri yaratıyor.
Planın Ayrıntıları ve Rakamların Analizi
Reform Partisi, refah devletini 'cömert bir asgari güvenlik ağı' olarak yeniden şekillendirmek istiyor. Parti lideri Richard Tice, mevcut sistemin 'işleyenleri cezalandırdığını' ve 'çalışmayanları' ödüllendirdiğini iddia ediyor. Bu kapsamda, iş arayanlar için zorunlu çalışma programlarına katılım şartı getirilmesi ve engellilik ödeneği başvurularının daha sıkı tıbbi testlerden geçirilmesi öneriliyor. BBC Verify'ın ulaştığı hesaplamalara göre, bu politikaların toplam tasarrufu 50 milyar sterline ulaşabilir ancak bu rakamın önemli bir kısmı, mevcut başvuru sahiplerinin bir kısmının ödeneklerden tamamen çıkarılması varsayımına dayanıyor.
Öte yandan, bağımsız mali düşünce kuruluşu Resolution Foundation'dan uzmanlar, bu varsayımların 'iyimser' olduğunu ve insanların iş bulma olasılığının düşük olduğunu, dolayısıyla tasarrufların abartılı olabileceğini belirtiyor. Ayrıca, mevcut sistemde yapılan hatalı ödemelerin toplam tutarı 2022-23'te 8,8 milyar sterlin olarak açıklanmıştı; bu, 50 milyar sterlinlik hedefin çok altında kalıyor. Reform'un planı, bu farkı kapatmak için sosyal güvenlik haklarında yasal değişiklikler gerektiriyor; bu da koalisyon ortaklarıyla ya da parlamentoda yoğun pazarlıkları beraberinde getirecek.
Planın bir diğer ayağı, konut yardımı ve çocuk parası gibi genel refah ödemelerinde üst sınırlar getirilmesi. Ancak bu, düşük gelirli aileleri doğrudan etkileyeceği için toplumsal muhalefeti tetiklemesi olası. 2023'te yapılan bir ankette, katılımcıların yalnızca %23'ü refah harcamalarının azaltılmasını desteklerken, %54'ü mevcut seviyelerde kalmasından yana görüş bildirmişti.
Bölgesel ve Küresel Boyut
Reform'un bu planı, Avrupa genelinde yükselen göçmen karşıtı ve mali muhafazakar sağ popülizmin bir yansıması. Benzer söylemler, Fransa'daki Ulusal Birlik ve Almanya'daki AfD partilerinde de görülüyor. Uzmanlara göre, bu tür politikalar, küresel ekonomik belirsizlik ortamında refah devleti modelinin sürdürülebilirliği konusundaki tartışmaları alevlendiriyor. Özellikle pandemi sonrası artan borç yükleri, hükümetleri mali kemer sıkma önlemlerine zorlarken, toplumsal refah haklarının korunması ile bütçe disiplini arasındaki denge kritik bir önem kazanıyor.
Birleşik Krallık'ta uygulanacak olası kesintilerin, uluslararası kredi derecelendirme kuruluşlarının ülke notu üzerinde olumsuz bir etkisi olması beklenmiyor. Ancak, sosyal huzursuzluk riski ve sağlık eşitsizliklerinin derinleşmesi gibi faktörler, ülkenin uzun vadeli üretkenliğini zayıflatabilir. Bu durum, küresel ölçekte benzer politikalar izleyen diğer ülkeler için de bir uyarı niteliği taşıyor.
Türkiye Açısından Değerlendirme
Reform'un refah kesintisi planları, Türkiye'deki sosyal güvenlik sistemine yönelik tartışmalara ışık tutacak nitelikte. Türkiye'de de son dönemde erken emeklilik düzenlemesi ve sosyal yardım harcamalarının bütçeye etkisi gündemde. Birleşik Krallık'taki bu gelişmeler, gelişmiş ülkelerde bile refah devletinin sorgulandığı bir dönemde, Türkiye'nin sosyal politika oluştururken mali disiplin ile sosyal koruma arasında denge kurması gerektiğini gösteriyor. Ayrıca, Türkiye'nin Avrupa'daki gelişmeleri yakından izlemesi, olası göç dalgaları ve ekonomik etkileşimler açısından önem taşıyor. Bu planın uygulanması halinde, Birleşik Krallık'taki göçmen ve düşük gelirli gruplar üzerindeki etkileri, Türkiye'deki kamuoyunda da yankı uyandırabilir.