Kendini ulusal onurun kurtarıcısı olarak gören güçlü adam liderler, kazanamadıkları ancak kaybeden görünmeden nasıl sonlandıracaklarını bilemedikleri çatışmaların içinde sıkışıp kalmış durumda. Ukrayna'daki savaş ve İran'daki çatışmalar yüzeyde çok farklı olsa da, Vladimir Putin ve Donald Trump'ı bu açmazda birleştiren ortak bir otoriter yanılsama var: gerçeklikle bağlarını koparan megalomani.
Gelişmenin arka planı: İki liderin ortak çıkmazı
Putin, Ukrayna'da üç yıldır süren savaşta stratejik hedeflerine ulaşamadı. Rus ordusu ağır kayıplar verse de Putin, savaşı Rusya için bir varoluş mücadelesi olarak sunarak geri adım atmaktan kaçınıyor. Benzer şekilde Trump, 2020 seçim yenilgisini kabul etmeyerek Ocak 2021'de Kongre baskınına zemin hazırladı. Her iki lider de kendi propagandalarına o kadar inanmış durumda ki, gerçeklikten kopmuş bir şekilde hareket ediyorlar.
Bu durum, otoriter liderlerin savaş ve kriz yönetiminde tipik bir model oluşturuyor. Kendi yarattıkları bilgi kozasında sıkışıp kalan liderler, yenilgiyi kabul etmeyi kişisel bir başarısızlık olarak gördükleri için çatışmaları tırmandırmaya devam ediyor. Oysa her iki savaş da askeri açıdan kazanılamayacak durumda. Putin'in Ukrayna'yı tamamen işgal etmesi mümkün görünmüyor; Trump'ın seçim yenilgisini tersine çevirmesi ise imkansız.
Bölgesel ve küresel boyut: Batı'nın ikilemi
Batılı ülkeler, bu iki çatışmada da zor bir denge kurmaya çalışıyor. Ukrayna'ya askeri yardım gönderilirken, savaşın doğrudan bir NATO-Rusya savaşına dönüşmesi engellenmeye çalışılıyor. İran'daki protestolar ve bölgesel gerilimlerde ise diplomasi ön planda tutuluyor. Ancak bu temkinli yaklaşım, otoriter liderlerin gerçeklikten kopuşunu daha da derinleştirme riski taşıyor.
Avrupa Birliği ve ABD, hem Putin hem de Trump'ın eylemlerine karşı ortak bir tavır almakta zorlanıyor. Özellikle Trump'ın olası bir dönüşü, Batı ittifakında ciddi kırılmalara yol açabilir. Bu belirsizlik, küresel güvenlik mimarisini tehdit ediyor.
Türkiye Açısından Değerlendirme
Bu gelişmeler, Türkiye'nin Ukrayna-Rusya savaşında denge siyaseti izlemesini daha da kritik hale getiriyor. Ankara, hem NATO üyesi olarak Batı ile işbirliğini sürdürmeli hem de Rusya ile enerji ve ticaret bağlarını korumalıdır. Savaşın uzaması, Türkiye'nin Karadeniz'deki güvenlik çıkarlarını ve tahıl koridoru girişimlerini doğrudan etkileyecektir. Ayrıca, Trump'ın olası dönüşü, Türk-Amerikan ilişkilerinde yeni dalgalanmalara yol açabilir. Bu nedenle Türkiye'nin çok yönlü ve esnek bir dış politika izlemesi hayati önem taşımaktadır.