ABD'li analistler, Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin'in Ukrayna'ya yönelik nükleer silah kullanma ihtimalinin düşük olduğunu, ancak Kiev'in ABD'den askeri ve istihbarat desteğine duyduğu ihtiyacın sürdüğünü vurguluyor. Savaş alanındaki durum ne olursa olsun, Putin'in nükleer bir saldırıyı onaylamakta tereddüt edeceğine dair gerekçeler bulunuyor. Bu değerlendirme, Batılı istihbarat ve savunma çevrelerinde geniş kabul görüyor. Öte yandan, ABD Kongresi'nde Ukrayna'ya yönelik yeni yardım paketinin onaylanması konusundaki tartışmalar devam ediyor. Kiev yönetimi, hava savunma sistemleri ve uzun menzilli silahlar başta olmak üzere acil ihtiyaçlarını karşılamak için Washington'ın desteğinin kritik olduğunu belirtiyor.
Nükleer tehdidin arka planı ve Putin'in hesabı
Rusya'nın Ukrayna'daki savaşta nükleer silah kullanma olasılığı, Şubat 2022'deki işgalin başlangıcından bu yana uluslararası kamuoyunun en çok tartıştığı konulardan biri oldu. Putin, Eylül 2022'de yaptığı ulusa sesleniş konuşmasında nükleer silahların kullanılabileceğine dair üstü kapalı tehditlerde bulunmuş, ancak o tarihten bu yana somut bir adım atmadı. Batılı istihbarat kaynakları, Rus liderin nükleer bir saldırı emri vermesi halinde bunun Çin ve Hindistan gibi müttefiklerinden bile sert tepki göreceğini, ayrıca Rusya'nın uluslararası alanda tamamen izole olacağını hesapladığını belirtiyor. Nükleer silahların savaş alanında taktiksel fayda sağlamaktan ziyade stratejik bir intihar anlamına geleceği, Kremlin'e yakın çevrelerde de dile getiriliyor. Ayrıca, Rus ordusunun nükleer kullanım için gerekli komuta-kontrol zincirinde olası bir tereddüt yaşanabileceği, alt kademelerdeki subayların böyle bir emri sorgulayabileceği ifade ediliyor. ABD Savunma Bakanlığı (Pentagon) yetkilileri, Rusya'nın nükleer doktrininde bir değişiklik olmadığını, ancak durumun yakından izlendiğini kaydediyor. NATO da benzer şekilde, Rusya'nın nükleer söylemini caydırıcılık kapsamında değerlendiriyor ve ittifakın nükleer planlamasında bir değişikliğe gitmiyor.
Uzmanlara göre Putin için nükleer silah kullanmak, savaşı kazanmanın değil, rejimini tehlikeye atmanın bir yolu olur. Rus ekonomisi zaten Batı yaptırımları altında ezilirken, nükleer bir saldırı sonrası uygulanacak yeni yaptırımların Moskova'yı tamamen felç edebileceği belirtiliyor. Çin'in bu konudaki tutumu da belirleyici: Pekin yönetimi, nükleer silah kullanımının kabul edilemez olduğunu defalarca vurguladı ve Rusya'ya bu konuda açık mesajlar gönderdi. Dolayısıyla Putin'in nükleer seçeneği masada tutması, daha çok Batı'yı caydırmaya ve Ukrayna'ya verilen desteği sınırlamaya yönelik bir psikolojik savaş taktiği olarak görülüyor.
Kiev'in ABD yardımına bağımlılığı ve Kongre'deki tartışmalar
Nükleer tehdidin düşük olması, Ukrayna'nın savunma kapasitesini güçlendirme ihtiyacını ortadan kaldırmıyor. Kiev, ABD'den özellikle Patriot hava savunma sistemleri, ATACMS uzun menzilli füzeler ve topçu mühimmatı talep ediyor. ABD Başkanı Joe Biden yönetimi, Ukrayna'ya 60 milyar dolarlık ek yardım paketini Kongre'den geçirmek için aylardır uğraşıyor. Ancak Cumhuriyetçi Parti içindeki bazı milletvekilleri, yardımın sınır güvenliğiyle ilişkilendirilmesini ve daha sıkı denetim mekanizmaları getirilmesini istiyor. Bu tartışmalar, Kiev'in askeri planlamasını zorlaştırıyor; Ukraynalı yetkililer, yardımın gecikmesinin cephedeki dengeleri Rusya lehine değiştirebileceği uyarısında bulunuyor. ABD Savunma Bakanı Lloyd Austin, Ukrayna'nın direncini sürdürmesinin kritik olduğunu ve desteğin devam edeceğini yineliyor. Ancak Kongre'deki belirsizlik, Avrupa müttefiklerini de harekete geçirdi; Almanya, Fransa ve Birleşik Krallık, kendi askeri yardımlarını artırma yoluna gitti. Yine de ABD'nin sağladığı istihbarat paylaşımı, uydu görüntüleri ve komuta-kontrol desteği olmadan Ukrayna'nın etkili bir savunma yürütmesinin zor olacağı belirtiliyor.
Uzmanlar, ABD yardımının kesilmesi halinde Ukrayna'nın uzun menzilli saldırı kabiliyetini yitireceğini, hava savunmasının zayıflayacağını ve Rusya'nın yeni taarruzlarda avantaj sağlayabileceğini öngörüyor. Bu nedenle, nükleer riskin düşük olması, Batı'nın Ukrayna'ya verdiği desteği gevşetmesi için bir gerekçe oluşturmuyor. Aksine, konvansiyonel savaşın seyri açısından ABD yardımının belirleyici olduğu vurgulanıyor.
Türkiye Açısından Değerlendirme
Türkiye, Karadeniz'in güvenliği ve bölgesel istikrar açısından Ukrayna'daki savaşı yakından takip ediyor. Nükleer riskin düşük olması Ankara için bir rahatlama sağlasa da, savaşın uzaması ve ABD yardımlarındaki belirsizlik Türkiye'nin dengeli politikasını zorlaştırıyor. Türkiye, hem Rusya hem Ukrayna ile diyaloğunu sürdürerek tahıl koridoru gibi kritik anlaşmalarda arabuluculuk yapmayı hedefliyor. ABD'nin Kiev'e desteğinin devamı, Rusya'nın Karadeniz'deki askeri baskısını dengeleyebilir ve Türkiye'nin enerji güvenliği ile ticaret yolları üzerindeki riskleri azaltabilir. Ayrıca, NATO içindeki dayanışmanın korunması, Türkiye'nin ittifak içindeki konumunu güçlendirir. Ankara, olası bir nükleer krizin önlenmesi için diplomatik kanalların açık tutulmasını savunuyor.