Londra’da bir mahkeme, Kral III. Charles’ın kardeşi Prens Andrew’a yönelik arama emirlerinin hukuka aykırı olduğuna hükmetti. Yargıç, İngiliz polisinin emirleri yanlış yasal düzenleme altında talep ettiğini kabul ettiğini belirtti. Kararda, Prens Andrew hakkındaki suistimal soruşturmasının bu usul hatasına rağmen devam edebileceği vurgulandı. Karar, kraliyet ailesine yönelik yürütülen soruşturmalarda usul kurallarının ne kadar hassas olduğunu bir kez daha gözler önüne serdi.
Gelişmenin Arka Planı
Prens Andrew, uzun süredir Jeffrey Epstein ve Ghislaine Maxwell ile olan ilişkisi nedeniyle hem İngiltere’de hem de ABD’de soruşturmaların odağında. Epstein, 2019’da cinsel suçlamalarla tutuklanmış ve hücresinde ölü bulunmuştu. Maxwell ise 2022’de cinsel istismara yardım suçundan 20 yıl hapis cezasına çarptırıldı. Prens Andrew, 2022’de ABD’li Virginia Giuffre’nin açtığı davayı mahkeme dışı anlaşmayla sonuçlandırmış, ancak suçlamaları reddetmeye devam etmişti.
İngiliz polisi, Prens Andrew’un kraliyet mülklerinde arama yapmak için mahkemeden emir talep etmişti. Ancak mahkeme, polisin bu emirleri yanlış yasal dayanakla aldığını tespit etti. Yargıç, polisin hatasını kabul ettiğini ve emirlerin bu nedenle geçersiz sayıldığını belirtti. Karar, soruşturmanın usul açısından sarsıldığını gösterse de, yargıç soruşturmanın esasına ilişkin herhangi bir engel bulunmadığını ifade etti.
Prens Andrew’un avukatları, kararı memnuniyetle karşıladıklarını ve müvekkillerinin aklanacağına inandıklarını söyledi. İngiliz polisi ise kararı inceleyeceğini ve soruşturmanın kararlılıkla süreceğini açıkladı. Kraliyet Sarayı’ndan henüz resmi bir açıklama gelmedi. Prens Andrew, 2019’da kamu görevlerinden çekilmiş, 2022’de ise kraliyet unvanlarını ve askeri rütbelerini bırakmıştı.
Bölgesel ve Küresel Boyut
Karar, İngiliz yargı sistemi ile polis teşkilatı arasındaki ilişkiyi ve kraliyet ailesinin yasal dokunulmazlığı konusundaki tartışmaları yeniden alevlendirdi. İngiltere’de monarşinin hukuk önünde hesap verebilirliği, özellikle son yıllarda artan cumhuriyetçi söylem karşısında hassas bir konu. Prens Andrew vakası, kraliyet ailesinin itibarını zedeleyen en ciddi skandallardan biri olarak görülüyor.
ABD’de ise Epstein davası etrafındaki soruşturmalar, ünlü isimlerin ve siyasetçilerin de adının geçtiği geniş bir yolsuzluk ve istismar ağını ortaya çıkardı. Prens Andrew’un ABD’deki olası yargı süreci, iki ülke arasında adli işbirliği açısından da test niteliğinde. İngiliz mahkemesinin kararı, ABD’li savcıların Prens Andrew’dan ifade alma veya iade talebi gibi adımlarını zorlaştırabilir. Ancak soruşturmanın devam edecek olması, dosyanın kapanmadığını gösteriyor.
Uluslararası kamuoyu, kararı dikkatle izliyor. İnsan hakları örgütleri, usul hatalarının mağdurların adalet arayışını geciktirmemesi gerektiğini savunuyor. İngiliz hükümeti ise yargı sürecine müdahale etmeyeceğini, ancak soruşturmanın bağımsız yürütüleceğini açıkladı. Karar, aynı zamanda İngiliz polisinin yetkilerini kullanırken daha dikkatli olması gerektiğini ortaya koyuyor.
Türkiye Açısından Değerlendirme
Prens Andrew soruşturması doğrudan Türkiye’yi ilgilendirmese de, küresel ölçekte yargı bağımsızlığı ve hesap verebilirlik ilkeleri açısından önemli bir emsal teşkil ediyor. Türkiye, son yıllarda uluslararası alanda hukuk devleti ve yargı reformu konularında eleştirilerle karşılaşıyor. Bu tür davalar, Batı’da dahi usul hatalarının soruşturmaları sekteye uğratabileceğini göstererek, Türkiye’nin kendi yargı süreçlerine ilişkin argümanlarını güçlendirebilir. Ayrıca, İngiltere ile yürütülen adli işbirliği ve iade talepleri gibi konularda karşılıklı güvenin önemi bir kez daha ortaya çıkıyor.