Küresel hisse senedi piyasalarında yeni bir endişe kaynağı giderek daha fazla dikkat çekiyor: Kâr büyümesinin aşırı güçlü olması. Bu durum, yatırımcıların beklentilerini sürekli yükseltiyor ve hisse senetlerinin değerlemelerini tarihsel ortalamaların üzerine taşıyor. Ancak bu ‘zirve kârlar’ (peak earnings) dönemi, şirketlerin gelecekte bu kadar güçlü sonuçlar açıklayamaması durumunda hayal kırıklığı yaratma riskini de beraberinde getiriyor. Uzmanlar, özellikle teknoloji ve yapay zeka alanındaki beklentilerin gerçekçi olmadığını ve piyasaların sert bir düzeltmeyle karşı karşıya kalabileceğini belirtiyor.
Gelişmenin arka planı
Son dönemde küresel hisse senedi piyasalarında görülen yükseliş, büyük ölçüde şirket kârlarındaki güçlü büyümeden kaynaklandı. Özellikle ABD merkezli teknoloji devleri, yapay zeka yatırımları sayesinde beklentilerin üzerinde kâr açıklayarak piyasaların yönünü belirledi. Ancak bu durum, yatırımcıların gelecek dönem için beklentilerini de aşırı derecede yükseltti. Öyle ki, piyasa analistleri bir sonraki çeyrek dönemde şirketlerin kârlarını daha da artırmalarını bekliyor. Bu beklenti, hisse senetlerinin fiyat-kazanç oranlarını (F/K) tarihsel ortalamaların önemli ölçüde üzerine çıkardı.
Örneğin, S&P 500 endeksinin önümüzdeki 12 aylık kâr tahminlerine göre hesaplanan F/K oranı, uzun vadeli ortalaması olan 15-16 seviyesinin oldukça üzerinde, 20’li seviyelerde seyrediyor. Bu durum, şirketlerin kâr performansının en ufak bir sapmada ciddi değer kayıplarına yol açabileceği anlamına geliyor. Yatırımcıların bu kadar yüksek beklentilerle hareket etmesi, ‘zirve kâr’ döneminin sona ermesi halinde piyasaların büyük bir hayal kırıklığı yaşayabileceğini gösteriyor. Uzmanlar, şirketlerin kâr marjlarının tarihsel olarak yüksek seviyelerde olduğuna ve bu marjların sürdürülebilir olmadığına dikkat çekiyor.
Özellikle merkez bankalarının faiz politikalarındaki belirsizlik, enflasyonun yapışkanlığı ve jeopolitik riskler, şirketlerin gelecek dönem kâr beklentilerini aşağı yönlü revize etmelerine neden olabilir. Bu da hisse senedi piyasalarında sert düzeltmelere zemin hazırlayabilir. Bununla birlikte, bazı analistler bu durumun henüz bir balon olmadığını, ancak yüksek değerlemelerin risk oluşturduğunu ifade ediyor.
Bölgesel veya küresel boyut
Bu durum yalnızca ABD piyasalarını etkilemiyor. Küresel piyasalar, ABD merkezli yatırım fonlarının ve uluslararası yatırımcıların risk iştahına göre şekilleniyor. Özellikle gelişen piyasalar, küresel sermaye akımlarındaki yavaşlamadan ve doların güçlü seyretmesinden doğrudan etkileniyor. Kâr beklentilerindeki bu aşırı iyimserlik, gelişen piyasalardaki şirketlerin de değerlemelerini yükseltti. Ancak bu piyasaların ABD’deki teknoloji şirketlerine kıyasla daha kırılgan olduğunu söylemek mümkün. Ticaret savaşları, emtia fiyatlarındaki dalgalanmalar ve jeopolitik gerilimler gelişen piyasaları daha olumsuz etkiliyor.
Avrupa borsalarında da durum benzer şekilde seyrediyor. Almanya’nın DAX endeksi, ihracata dayalı ekonomisinin yavaşlamasına rağmen tarihi yüksek seviyelere ulaştı. Bu durum, yatırımcıların Avrupa Merkez Bankası’nın faiz indirimlerine yönelik beklentileriyle destekleniyor. Ancak Avrupa’daki enerji maliyetlerinin yüksek kalması ve Çin’deki talebin zayıf seyretmesi, bölgesel şirketlerin kârlarının sürdürülebilirliğini sorgulatıyor.
Asya tarafında Çin borsaları, emlak krizi ve düşük tüketici güveni nedeniyle bu yükselişe katılamadı. Çin’in hisse senedi piyasaları, diğer gelişen piyasalara kıyasla daha ucuz kalmış durumda. Ancak Çin’deki şirketlerin kâr büyümesinin de yatırımcı beklentilerinin altında kalması riski bulunuyor.
Türkiye Açısından Değerlendirme
Türkiye ekonomisi için bu gelişmeler, küresel sermaye akımları ve ticaret dinamikleri açısından önem taşıyor. Küresel hisse senedi piyasalarında yaşanacak olası bir düzeltme, gelişen ülkelere yönelik risk iştahını azaltabilir ve Türkiye gibi gelişen piyasalardan portföy çıkışlarına yol açabilir. Bu durum, Türk lirası üzerinde baskı yaratabilir ve yerel varlık fiyatlarını olumsuz etkileyebilir. Öte yandan, küresel kâr beklentilerinin gerçekçi seviyelere inmesi, Türkiye’nin ihracat pazarlarında talep daralması anlamına gelebilir. Ancak Türkiye’nin uyguladığı makro ihtiyati politikalar ve faiz artışları dış şoklara karşı bir tampon oluşturabilir. Yatırımcıların yakın takibi gerekiyor.