Pacific Investment Management Co. (Pimco) Başkanı Christian Stracke, yapay zeka ve hyperscaler olarak adlandırılan büyük ölçekli bulut bilişim şirketlerinin sermaye talebinin, enflasyon beklentilerinden ziyade reel faizleri ve tahvil getirilerini yükselten ana güç olduğunu belirtti. Stracke’ye göre, AI ekosistemine yönelik yatırımların finansman ihtiyacı, küresel tahvil piyasalarında yapısal bir baskı oluşturuyor ve bu durum, merkez bankalarının faiz politikalarından bağımsız olarak getiri eğrisini yukarı itiyor.
Yapay Zeka Yatırımlarının Sermaye Talebi ve Tahvil Piyasaları
Stracke’nin değerlendirmesine göre, hyperscaler şirketlerinin veri merkezleri, çipler ve enerji altyapısına yönelik milyarlarca dolarlık yatırımları, borçlanma ihtiyacını artırıyor. Bu şirketler, genellikle tahvil ihraç ederek veya banka kredileri kullanarak finansman sağlıyor. Ancak artan talep, sabit getirili enstrümanların arzını sınırlı tutarken, yatırımcıların bu tahvillere yönelmesiyle birlikte getiriler yukarı çıkıyor. Stracke, bu dinamiklerin enflasyon beklentilerinden ayrıştığını vurguluyor: “Piyasada reel faizleri yukarı çeken şey, enflasyon değil, sermaye talebinin kendisi” diyor.
Pimco’nun analizine göre, yapay zeka devrimi, 1990’ların sonundaki internet altyapı yatırımlarına benzer bir sermaye yoğunlaşması yaratıyor. Ancak bu kez farklı olarak, yatırımların finansmanı daha çok borçla yapılıyor. Bu durum, tahvil piyasalarında arz-talep dengesini bozarak, uzun vadeli getirilerin yükselmesine neden oluyor. Stracke, merkez bankalarının enflasyonla mücadele kapsamında faizleri yüksek tutmasının bu süreci daha da karmaşık hale getirdiğini, zira hem para politikası hem de sermaye talebinin aynı yönde baskı oluşturduğunu ifade ediyor.
Küresel Piyasalar ve Yatırımcı Stratejileri Üzerindeki Etkiler
Stracke’nin açıklamaları, tahvil yatırımcılarının son dönemde yaşadığı zorlukları da açıklıyor. Geleneksel olarak, enflasyon beklentileri yükseldiğinde tahvil getirileri artar ve yatırımcılar enflasyona karşı korunmak için tahvil alımını azaltır. Ancak bu kez, getiri eğrisindeki yükselişin arkasında enflasyon değil, reel ekonomi kaynaklı bir sermaye talebi var. Bu da yatırımcıların enflasyon korumalı tahvillere (TIPS) yönelmesini beklenenden farklı kılıyor.
Pimco’nun görüşü, küresel tahvil piyasalarında uzun vadeli getirilerin yüksek kalacağına işaret ediyor. Bu ortamda, özellikle gelişmekte olan ülkeler için borçlanma maliyetleri artabilir. Türkiye gibi dış finansmana ihtiyaç duyan ekonomiler için bu, faiz giderlerinin yükselmesi ve sermaye girişlerinin dalgalanması anlamına gelebilir. Öte yandan, yapay zeka yatırımlarının verimlilik artışı sağlaması durumunda, uzun vadede enflasyonist baskılar hafifleyebilir ve bu da tahvil getirilerini dengeleyebilir.
Stracke, yatırımcılara portföylerini çeşitlendirmelerini ve özellikle kısa vadeli tahvillere yönelmelerini öneriyor. Ona göre, getiri eğrisinin uzun ucundaki yükseliş, sermaye talebinin kalıcı olduğunu gösteriyor. Ancak bu sürecin ne kadar süreceği, yapay zeka yatırımlarının kârlılığa dönüşme hızına bağlı. Eğer şirketler beklenen getiriyi elde edemezse, borçlanma talebi azalabilir ve tahvil getirileri tekrar düşebilir. Şimdilik, Pimco’nun ana senaryosu, AI kaynaklı sermaye talebinin bir süre daha tahvil piyasalarını şekillendireceği yönünde.
Türkiye Açısından Değerlendirme
Küresel tahvil getirilerindeki yükseliş, Türkiye’nin dış borçlanma maliyetlerini doğrudan etkiliyor. Türkiye, cari açığını finanse etmek için yurt dışı sermayeye ihtiyaç duyuyor; küresel faizlerin yüksek seyretmesi, Türkiye’nin tahvil ihraçlarında daha yüksek faiz ödemesine yol açarak bütçe üzerinde baskı oluşturabilir. Ayrıca, yapay zeka yatırımlarının çektiği sermaye, gelişmekte olan piyasalara yönelik portföy akımlarını azaltabilir. Türkiye’nin teknoloji ve veri merkezi yatırımlarını teşvik etmesi, bu küresel dönüşümden pay alması açısından kritik. Ancak kısa vadede, yüksek tahvil getirileri Türk şirketlerinin borçlanma maliyetlerini artırarak yatırım kararlarını olumsuz etkileyebilir.