Petrol fiyatları, ABD ile İran arasında yaşanan karşılıklı saldırıların, Hürmüz Boğazı'nın yeniden uluslararası trafiğe açılmasını öngören olası bir barış anlaşmasının önündeki en büyük engel olduğu endişeleriyle üç gün üst üste yükseliş kaydettikten sonra yatay bir seyir izledi. Küresel petrol arzının yaklaşık beşte birinin geçtiği bu stratejik su yolunun güvenliği, jeopolitik risk primini yeniden fiyatlamalara dahil eden yatırımcılar tarafından yakından takip ediliyor.
Gelişmenin Arka Planı
İran Devrim Muhafızları, geçtiğimiz hafta sonu Basra Körfezi'nde bir ABD donanma gemisine ait olduğu belirtilen insansız hava aracını düşürürken, ABD güçleri de İran destekli milis gruplarının Suriye'deki mevzilerine hava saldırıları düzenledi. Bu olaylar, tarafların masaya oturmasını sağlayacak diplomatik çabaları sekteye uğratmış durumda. Uzmanlar, özellikle İran'ın nükleer programı konusundaki müzakerelerin yeniden canlandırılması umutlarının, bu tür askeri karşılaşmalarla birlikte giderek azaldığına dikkat çekiyor.
Brent tipi ham petrolün varil fiyatı, üç günlük yükselişle birlikte 85 dolar seviyesinin üzerine çıkarken, ABD ham petrolü (WTI) de 81 dolar civarında işlem görüyor. Bu artışta, Hürmüz Boğazı'ndan geçen tankerlerin sigorta primlerindeki yükseliş ve bazı nakliye şirketlerinin bölgeden çekilme kararları da etkili oldu. Suudi Arabistan ve Birleşik Arap Emirlikleri gibi bölge ülkeleri, tansiyonun daha fazla yükselmemesi için taraflara itidal çağrısı yaparken, uluslararası enerji ajansları da olası bir arz kesintisine karşı stratejik petrol rezervlerini devreye sokmaya hazırlanıyor.
Bölgesel ve Küresel Boyut
Hürmüz Boğazı'nın kapanması durumunda, başta Asya ve Avrupa olmak üzere dünya enerji piyasalarında ciddi bir daralma yaşanabileceği belirtiliyor. Özellikle Japonya, Güney Kore ve Hindistan gibi İran ve Suudi Arabistan'ın en büyük müşterileri arasında yer alan ülkeler, alternatif tedarik yolları arayışına girmiş durumda. ABD'nin, bölgedeki müttefikleriyle birlikte deniz güvenliğini sağlamak amacıyla yeni bir askeri koalisyon kurma planları ise İran tarafından 'kışkırtma' olarak nitelendiriliyor.
Öte yandan, küresel ekonomideki resesyon endişeleri ve Çin'deki talep yavaşlaması, petrol fiyatlarının daha da yükselmesini sınırlayan faktörler arasında. Ancak jeopolitik risklerin devam etmesi halinde, fiyatların kısa vadede 90 dolar seviyelerine kadar çıkabileceği öngörülüyor. Bu durum, enflasyonla mücadele eden merkez bankaları için yeni bir baş ağrısı anlamına geliyor.
Türkiye Açısından Değerlendirme
Bu gelişme, Türkiye için enerji maliyetleri ve dış politikada manevra alanı açısından kritik önem taşıyor. Türkiye, petrol ihtiyacının büyük bölümünü başta Irak ve Rusya olmak üzere Hürmüz Boğazı dışındaki kaynaklardan karşılasa da, küresel fiyat artışları doğrudan cari açık ve enflasyon üzerinde baskı yaratıyor. Ayrıca, İran ile ekonomik ilişkilerini geliştirmeye çalışan Ankara, bu tür askeri gerilimlerde denge politikası izlemek zorunda kalıyor. Türkiye'nin Azerbaycan ve Türkmen gazını Avrupa'ya taşıma projeleri, Hürmüz Boğazı'nın güvenliğinin sağlanamaması durumunda daha da stratejik hale gelebilir. Kısacası, bölgedeki her tırmanma, Türkiye'yi hem ekonomik hem de diplomatik olarak etkiliyor.