İran'da yeniden alevlenen çatışmalar, küresel petrol piyasalarını yeni bir şok dalgasıyla karşı karşıya bırakıyor. Savaşın ilk aşamasında, art arda gelen saldırılara rağmen arz kesintileri sınırlı kalmış ve fiyatlar nispeten istikrarlı seyretmişti. Ancak uzmanlar, bu kez durumun farklı olabileceğine dikkat çekiyor. Bunun temel nedeni, dünyanın elindeki 'şok emici' kapasitenin - yani yedek üretim kapasitesi ve stratejik petrol stoklarının - son yıllarda ciddi biçimde erimiş olması. Artık çok daha ince bir buz üzerinde yürüyen piyasalar, en ufak bir arz kesintisinin bile fiyatları hızla yukarı fırlatabileceği bir döneme girmiş durumda.
Arz Tamponlarının Eriten Süreç
Petrol piyasalarının geleneksel güvenlik ağları, iki ana unsurdan oluşuyor: Suudi Arabistan ve Birleşik Arap Emirlikleri gibi ülkelerin elindeki yedek üretim kapasitesi (idle capacity) ve OECD ülkelerinin stratejik petrol rezervleri. Ancak son birkaç yılda bu iki tampon da ciddi şekilde aşındı. Bir yanda OPEC+'ın üretim kısıntıları ve yatırım eksikliği nedeniyle yedek kapasite daralırken, diğer yanda ABD ve Avrupa ülkeleri, 2022'deki Ukrayna savaşı sonrası fiyatları kontrol altına almak için stratejik rezervlerini tarihi seviyelerde boşalttı. Bugün bu rezervler eski gücünde olmaktan uzak.
Uluslararası Enerji Ajansı (IEA) verilerine göre, küresel yedek üretim kapasitesi 2023 sonunda günde yaklaşık 4 milyon varil ile son on yılın en düşük seviyesine geriledi. Bu miktar, İran gibi büyük bir üreticide yaşanabilecek ciddi bir kesintiyi karşılamaya yetmeyebilir.
Bölgesel ve Küresel Boyut: İran ve Hürmüz Boğazı Riski
Çatışmaların yeniden başlaması, yalnızca İran'ın kendi üretimini (günde yaklaşık 3.5 milyon varil) değil, aynı zamanda Hürmüz Boğazı üzerinden geçen küresel petrol ticaretinin %20'sini de tehdit ediyor. İran'ın boğazı kapatma tehditleri geçmişte piyasalarda büyük paniklere yol açmıştı. Bu kez, ABD Donanması'nın bölgedeki varlığına rağmen, gerilimin doğrudan askeri çatışmaya dönüşmesi durumunda arzın kesintiye uğraması neredeyse kaçınılmaz görünüyor. Uzmanlar, böyle bir senaryoda petrol fiyatlarının varil başına 150 doların üzerine çıkabileceğini tahmin ediyor.
Küresel piyasaların bu duruma hazırlıklı olmadığı da bir gerçek. Birçok ülke, halen yüksek enflasyon ve resesyon endişeleriyle boğuşurken, bir enerji şoku ekonominin toparlanmasını daha da zorlaştırabilir. ABD Başkanı, stratejik rezervlerin kullanıma hazır olduğunu açıklasa da, stokların sınırlı olması etkili bir müdahaleyi zorlaştırıyor.
Türkiye Açısından Değerlendirme
Türkiye, petrol ihtiyacının neredeyse tamamını ithal eden bir ülke olarak, küresel petrol fiyatlarındaki yükselişten doğrudan etkileniyor. Olası bir fiyat şoku, cari açığı büyütecek, enflasyonu yeniden tetikleyecek ve akaryakıt maliyetleri üzerinden lojistikten üretime tüm sektörlerde baskı yaratacaktır. Ayrıca Türkiye'nin enerji güvenliği açısından kritik konumda bulunan İran, Irak ve Hazar petrollerinin geçiş yolu üzerinde olması, bölgesel bir çatışmanın Türkiye'ye doğrudan yansımalarını kaçınılmaz kılıyor. Bu durum, Türkiye'nin enerjide kaynak çeşitlendirme ve yenilenebilir kapasite artırma politikalarının aciliyetini bir kez daha ortaya koyuyor.