İskoçya'nın bağımsızlık yanlısı partisi SNP'nin (İskoç Ulusal Partisi) eski genel müdürü Peter Murrell'in, parti fonlarından yaklaşık 93 bin sterlin zimmetine geçirdiği Edinburgh'daki bir mahkeme duruşmasında ortaya çıktı. Savcılık, Murrell'in 2019-2023 yılları arasında sistematik bir şekilde partinin banka hesaplarından kendi kişisel hesaplarına para aktardığını, bu işlemleri gizlemek için sahte faturalar ve yanıltıcı muhasebe kayıtları kullandığını belirtti. 58 yaşındaki Murrell, geçen Nisan ayında gözaltına alınmış ve suçlamaları kabul etmişti.
Zimmetin boyutları ve yöntemi
Mahkeme belgelerine göre Murrell, 2019 yılının sonlarında başladığı zimmet operasyonunda, partinin kampanya fonlarından ve bağış hesaplarından düzenli aralıklarla küçük miktarlar çekerek toplamda 93.000 sterlin (yaklaşık 3,5 milyon TL) biriktirdi. Savcı Angus MacInnes, Murrell'in partinin muhasebe yazılımına erişimini kullanarak işlemleri manipüle ettiğini ve denetimlerden kaçmak için sahte harcama raporları oluşturduğunu ifade etti. Ayrıca Murrell, partinin eski lideri ve eşi Nicola Sturgeon'un bilgisi olmadan bu işlemleri gerçekleştirdiğini iddia etti. Sturgeon ise olayla ilgili herhangi bir suçlamayla karşı karşıya değil.
Bölgesel ve siyasi yankılar
Bu skandal, SNP'nin son yıllarda yaşadığı mali kriz ve liderlik değişiklikleriyle birleşince, partinin İskoç bağımsızlık kampanyasına ciddi bir darbe vurdu. İskoçya Parlamentosu'nda ana muhalefet partileri, SNP'nin şeffaflık eksikliğini eleştirirken, bağımsızlık yanlısı seçmenler arasında hayal kırıklığı yarattı. Uzmanlar, bu tür yolsuzluk iddialarının İskoç bağımsızlık hareketinin güvenilirliğini zedelediğini ve Birleşik Krallık genelinde İskoçya'nın kendi kendini yönetme kapasitesine ilişkin soru işaretleri doğurduğunu belirtiyor.
Türkiye Açısından Değerlendirme
İskoç siyasetindeki bu yolsuzluk skandalı, Türkiye için doğrudan bir etki yaratmasa da, Birleşik Krallık'ın iç siyasi istikrarı açısından önem taşıyor. SNP'nin zayıflaması, İskoç bağımsızlık referandumu olasılığını azaltabilir ve bu da Birleşik Krallık'ın siyasi bütünlüğünü geçici olarak güçlendirebilir. Türkiye, Birleşik Krallık ile ticari ve diplomatik ilişkilerinde istikrarlı bir muhatap görmek ister. Ayrıca, benzer parti içi yolsuzluk iddiaları, tüm ülkelerde siyasi partilerin mali denetim mekanizmalarının önemini bir kez daha hatırlatıyor.