Peru'nun muhafazakâr başkan adayı Keiko Fujimori, başkanlık seçimlerinde ikinci turda solcu rakibi Roberto'yu yenerek ülkenin en yüksek siyasi makamına çıktı. 51 yaşındaki Fujimori, eski başkan Alberto Fujimori'nin kızı olarak siyasete girdi ve seçim kampanyasında "düzen ve umut" vaatleriyle öne çıktı. Seçim otoriteleri, haftalarca süren itiraz sürecinin ardından nihai sonuçları açıkladı ve Fujimori'nin zaferi kesinleşti. Bu gelişme, Latin Amerika'da art arda gelen sağ partilerin seçim başarılarının bir halkası olarak yorumlanıyor.
Seçim süreci ve sonuçların yankıları
Seçimlerin ikinci turu, iki aday arasındaki kıyasıya rekabete sahne oldu. Keiko Fujimori, babasının 1990-2000 yılları arasındaki otoriter yönetiminden miras kalan popülist söylemleri benimserken, sol aday Roberto ise sosyal adalet ve yolsuzlukla mücadele vaat ediyordu. Seçim günü sandıklar kapanır kapanmaz, her iki taraf da usulsüzlük iddialarında bulundu ve yetkililer, itirazları incelemek için haftalarca çalıştı. Peru Ulusal Seçim Konseyi, son olarak ülke genelindeki tüm sandıkların yüzde 100'ünün sayıldığını ve Fujimori'nin yüzde 50,6 oyla kazandığını duyurdu. Seçim sonuçları, ülkenin birbirine kutuplaşmış iki ana akımı arasında gerginlik yaratsa da, Fujimori'nin zafer konuşmasında birleştirici bir dil kullanmaya özen gösterdiği görüldü.
Keiko Fujimori, seçimlerde ikinci kez başkanlığa aday oluyordu ve bu kez galibiyetle ayrılmayı başardı. 2011 ve 2016 seçimlerinde de aday olan Fujimori, önceki iki denemesinde de ikinci turda kaybetmişti. Bu kez, babasının affedilmesi ve yolsuzluk davalarının düşürülmesi sözleriyle muhafazakâr seçmeni mobilise eden Fujimori, aynı zamanda güvenlik ve ekonomi vaatleriyle de orta sınıfın desteğini aldı. Seçmenlerin en büyük endişeleri arasında suç oranlarındaki artış ve ekonomik durgunluk yer alırken, Fujimori'nin bu konularda verdiği sözler kendisine avantaj sağladı.
Latin Amerika'da sağ dalga ve bölgesel etkiler
Fujimori'nin zaferi, Latin Amerika'da son yıllarda gözlemlenen sağ eğilimli hükümetlerin yükselişini pekiştirdi. Brezilya, Arjantin, Şili ve Kolombiya gibi bölgenin büyük ekonomilerinde de sağ görüşlü liderler göreve geldi. Bu durum, bölgedeki sol dalganın gerilemesi ve küresel çapta yükselen popülist sağ eğilimlerle uyumlu olarak değerlendiriliyor. Fujimori'den beklenen, Peru'yu bu sağ bloka entegre etmesi ve özellikle ABD ile yakın ilişkiler geliştirmesi. Ayrıca, Fujimori'nin babası döneminde uygulanan neoliberal ekonomi politikalarına geri dönülmesi ve piyasa yanlısı reformların hızlanması bekleniyor. Bölgede, Fujimori'nin zaferinin, Venezüella ve Küba gibi sol yönetimlerle ilişkileri daha da gerginleştirebileceği belirtiliyor.
Öte yandan, Fujimori'nin seçim zaferi, Peru'da siyasi istikrar açısından kritik bir dönemeç olarak görülüyor. Ülke, son yıllarda sık sık başkanlık krizleri ve yolsuzluk skandallarıyla sarsıldı. Fujimori'nin kendisi de yolsuzluk soruşturmalarıyla karşı karşıya kalmış, ancak şimdiye kadar mahkum edilmemişti. Seçim sonrası ilk açıklamalarında Fujimori, hukukun üstünlüğünü vurguladı ve tüm Peruluları birleştirmek istediğini söyledi. Uluslararası gözlemciler, seçimin genel olarak adil ve şeffaf olduğu yönünde rapor yayınlasa da, insan hakları örgütleri, özellikle yerli toplulukların siyasi katılımı konusunda endişelerini dile getirdi.
Türkiye Açısından Değerlendirme
Keiko Fujimori'nin Peru'da başkanlık seçimini kazanması, Türkiye'nin Latin Amerika ile olan ilişkileri bağlamında dolaylı etkiler yaratabilir. Fujimori'nin sağ eğilimli ve ABD yanlısı duruşu, bölgede Çin ve Rusya etkisine karşı bir denge oluşturabilir. Türkiye, Latin Amerika'da ekonomik ve diplomatik nüfuzunu artırmak isterken, Fujimori yönetiminin piyasa dostu politikaları Türk iş dünyası için fırsatlar sunabilir. Ayrıca, Türkiye'nin Peru ile ikili ticaret hacminin artırılması ve kültürel iş birliği potansiyeli göz önünde bulundurulmalıdır. Ancak doğrudan bir etkiden söz etmek için henüz erken; gelişmeler takip edilmelidir.