Peru, 2 Haziran Pazar günü düzenlenecek cumhurbaşkanlığı seçiminin ikinci turu için sandık başına gidiyor. Muhafazakâr sağcı aday Keiko Fujimori ile merkez solcu Roberto Sánchez arasındaki yarış, ülkede son on yılda yaşanan siyasi krizler, artan sosyal gerilim, yükselen suç oranları ve yurttaşların demokratik kurumlara olan güveninin ciddi şekilde sarsıldığı bir ortamda gerçekleşiyor. Seçim, yalnızca iki aday arasındaki rekabeti değil, aynı zamanda Peruluların mevcut siyasi sisteme duyduğu derin hoşnutsuzluğu da yansıtıyor.
Yolsuzluk geçmişi ve kutuplaşma
Keiko Fujimori, 1990-2000 yılları arasında otoriter bir yönetim sürdüren babası Alberto Fujimori’nin mirasıyla yarışıyor. Kendisi daha önce 2011 ve 2016 seçimlerinde aday olmuş ancak kaybetmişti. Bu kez, babasının insan hakları ihlalleri ve yolsuzluk suçlamalarıyla gölgelenen siyasi geçmişi, Keiko’nun kampanyasında önemli bir dezavantaj oluşturuyor. Diğer yandan Sánchez, daha önce 2018-2021 yılları arasında cumhurbaşkanı olarak görev yapan Martín Vizcarra’nın yardımcısıydı. Vizcarra, yolsuzluk soruşturmaları nedeniyle istifa etmek zorunda kalmış ve bu durum Sánchez’in de temiz bir imaj sunmasını zorlaştırıyor. Her iki aday da seçim kampanyalarında yolsuzlukla mücadele, güvenlik ve ekonomik büyüme vaat ediyor ancak kamuoyundaki güvensizlik derin.
Seçim, ülkedeki derin kutuplaşmayı da gözler önüne seriyor. Fujimori, kırsal kesimde ve iş dünyasında güçlü bir destek bulurken; Sánchez, kentli orta sınıf ve sol eğilimli seçmenlerden oy almayı umuyor. Siyasi analistlere göre, seçim sonucu ne olursa olsun, kazananın meşruiyeti tartışmalı olacak ve hükümet kurma süreci zorlu geçecek. Çünkü her iki aday da parlamento çoğunluğundan uzak.
Bölgesel ve küresel boyut
Peru, Latin Amerika’nın siyasi açıdan en istikrarsız ülkelerinden biri haline geldi. Son on yılda dört farklı cumhurbaşkanı, sürekli değişen kabineler ve çok sayıda yolsuzluk skandalı yaşandı. Bu durum, ülkenin yatırım ortamını olumsuz etkiliyor. Peru, dünyanın en büyük bakır ve gümüş üreticilerinden biri olarak küresel madencilik sektöründe kritik bir role sahip. Siyasi istikrarsızlık, madencilik şirketlerinin yatırım kararlarını ertelemesine ve üretimin düşmesine yol açıyor. Özellikle Çin, Peru’nun en büyük ticaret ortağı konumunda ve Pekin, ülkedeki siyasi belirsizlikten endişe duyuyor. Ayrıca Peru’nun komşuları Ekvador, Kolombiya ve Brezilya da iç siyasi krizlerle boğuşuyor. Bu durum, bölgenin genelinde demokratik kurumların zayıflamasına ve popülist eğilimlerin yükselişine işaret ediyor.
Türkiye Açısından Değerlendirme
Peru, Türkiye’den coğrafi olarak uzak olmakla birlikte, Latin Amerika’nın önemli ekonomik aktörlerinden biridir. İki ülke arasındaki ticaret hacmi sınırlı olsa da, Türkiye’nin Latin Amerika’ya yönelik dış politikasında Peru stratejik bir konumda yer alıyor. Perulu yetkililerle yapılan temaslar, Türk yatırımlarının bölgeye açılması açısından önem taşıyor. Ancak Peru’daki siyasi istikrarsızlık, bu ilişkilerin derinleşmesini engelleyebilir. Türkiye’nin özellikle madencilik, enerji ve savunma sanayi alanlarında Peru ile potansiyel iş birliği fırsatları bulunuyor. Seçim sonrası oluşacak yeni hükümetin, ekonomik reformlara odaklanması ve yatırımcı güvenini yeniden tesis etmesi halinde, Türkiye-Peru ilişkilerinde olumlu bir döneme girilebilir.