Peru, 28 Temmuz'da tarihi bir güne tanıklık ediyor. Keiko Fujimori, ülkenin yeni başkanı olarak yemin ederek, son yıllarda suç oranlarından ekonomik durgunluğa ve siyasi istikrarsızlığa kadar pek çok sorundan mustarip Latin Amerika ülkelerinde art arda iktidara gelen muhafazakar liderler zincirine katılıyor. Fujimori'nin göreve gelişi, bölgedeki sağ popülist dalganın en yeni halkasını oluştururken, bu durum Washington ile ilişkilerden ticaret anlaşmalarına kadar geniş bir yelpazede yansımalar doğuracak.
Fujimori'nin Yükselişi ve Peru'da Değişen Siyasi Manzara
Keiko Fujimori, 1990'lı yıllarda ülkeyi demir yumrukla yöneten ve sonrasında yolsuzluktan hapis cezası alan Alberto Fujimori'nin kızı olarak siyaset sahnesine adım attı. Babasının mirası üzerine inşa ettiği siyasi kariyerinde, önceki iki seçimi de kaybetmişti. Ancak bu kez, 2026 seçimlerinin galibi olarak, ülkenin son yıllarda yaşadığı ekonomik yavaşlama, artan suç oranları ve sık sık değişen hükümetler nedeniyle seçmenlerin umutsuzluğundan faydalandı. Fujimori'nin seçim kampanyası, "güvenlik ve istikrar" vaatleri etrafında şekillendi ve özellikle orta sınıf ile iş dünyasının desteğini topladı.
Fujimori'nin yeni hükümetinin ilk icraatları arasında, güvenlik güçlerinin yetkilerinin artırılması, vergi indirimleri ve yabancı yatırımları çekmek için madencilik sektöründeki düzenlemelerin gevşetilmesi bekleniyor. Ekonomi çevreleri, Fujimori'nin iş dünyası dostu politikalarının ülkeye yeniden yatırım akışını hızlandıracağını umarken, sivil toplum örgütleri ise insan hakları ihlalleri ve artan otoriteryanizm endişelerini dile getiriyor. Fujimori'nin, babası dönemindeki bazı tartışmalı uygulamaları geri getirebileceği yönündeki kuşkular, ülkede geniş bir kesimi tedirgin ediyor.
Latin Amerika'da Sağ Popülizmin Yükselişi
Peru'daki bu değişim, Latin Amerika'da gözlemlenen daha geniş bir siyasi dönüşümün parçası. Son yıllarda Brezilya'da Jair Bolsonaro, Arjantin'de Javier Milei, Şili'de José Antonio Kast ve Kolombiya'da Iván Duque gibi sağ popülist veya muhafazakar liderler iktidara geldi. Bu liderlerin ortak paydası, geleneksel siyasi elitlere ve sol hükümetlere duyulan hayal kırıklığı. Seçmenler, artan güvenlik sorunlarına ve ekonomik krizlere çözüm bulacağına inandıkları bu yeni isimlere yöneliyor.
Bu siyasi kayma, bölgesel entegrasyon süreçlerini de etkiliyor. Sağ hükümetlerin öncülüğünde, ABD ile daha yakın ilişkiler kurulurken, Çin'in Latin Amerika'daki artan etkisi ise bazı ülkelerde denge arayışını beraberinde getiriyor. Ayrıca, Amazon yağmur ormanlarının korunması, iklim değişikliği ve ticaret anlaşmaları gibi konularda da sağ hükümetlerin tutumları, bölgesel iş birliklerinde yeni dinamikler yaratıyor.
Türkiye Açısından Değerlendirme
Peru'da Fujimori'nin iktidara gelmesi, Türkiye açısından doğrudan bir etki yaratmasa da, Latin Amerika'daki siyasi değişimlerin küresel ticaret ve diplomasi dengelerine olan etkileri açısından önem taşıyor. Türkiye, son yıllarda Latin Amerika ülkeleriyle ticaret hacmini artırma çabasında; özellikle tarım, savunma sanayi ve inşaat sektörlerinde iş birlikleri geliştiriyor. Fujimori'nin iş dünyası dostu politikalarının, Türk firmaları için Peru pazarında yeni fırsatlar yaratması beklenebilir. Ancak, sağ popülist liderlerin izlediği öngörülemez dış politikaların, Türkiye'nin bölge ülkeleriyle kurduğu istikrarlı ilişkileri zedeleyebilme riski de bulunuyor. Bu nedenle, Türk dış politikasının Latin Amerika'ya yönelik stratejilerini, bölgedeki siyasi dalgalanmaları göz önünde bulundurarak esnek bir şekilde yeniden değerlendirmesi gerekiyor.