Çin, Tayvan'ın doğusundaki uluslararası sularda yeni bir sahil güvenlik filosunu görevlendirdi. Pekin yönetimi, 12 Nisan Cumartesi günü yaptığı açıklamada, bu hamlenin Tayvan Boğazı'nda istikrarı korumak amacı taşıdığını belirtti. Söz konusu görev gücü, yaklaşık bir ay önce bölgeye sevk edilen ilk filonun yerini aldı. Bu gelişme, Çin Dışişleri Bakanı Vang Yi'nin geçtiğimiz hafta Washington'a yaptığı uyarının hemen ardından geldi. Vang Yi, ABD'li mevkidaşına, Tayvan konusunda "azami ihtiyat" çağrısında bulunmuştu. Çin, Tayvan'ı kendi topraklarının ayrılmaz bir parçası olarak görüyor ve adaya yönelik her türlü dış müdahaleyi kırmızı çizgi olarak tanımlıyor.
Gelişmenin arka planı
Çin'in Tayvan açıklarındaki sahil güvenlik varlığını artırması, iki ülke arasındaki gerilimin son dönemde tırmandığı bir ortamda gerçekleşiyor. Tayvan, 1949'dan bu yana fiilen bağımsız bir yönetime sahip olsa da, Çin adayı kendine bağlamak için askeri ve diplomatik baskısını sürdürüyor. ABD ise Tayvan'a silah satışları ve siyasi destekle adanın savunma kapasitesini güçlendirmeye çalışıyor. Çin'in son hamlesi, Washington ile Taipei arasındaki yakınlaşmaya bir yanıt olarak yorumlanıyor. Uzmanlar, Pekin'in bu tür filo gönderme operasyonlarıyla fiili bir deniz kontrolü kurmayı hedeflediğini belirtiyor.
Geçtiğimiz ayki ilk konuşlandırmada olduğu gibi, yeni filonun da balıkçılık denetimi, arama-kurtarma ve deniz güvenliği gibi sivil görevler üstleneceği açıklandı. Ancak Tayvan yönetimi, bu tür faaliyetlerin aslında askeri bir caydırıcılık amacı taşıdığını savunuyor. Tayvan Ulusal Güvenlik Konseyi'nden yapılan açıklamada, "Çin'in bu eylemleri, bölgesel barışı tehdit eden provokasyonlardır" ifadeleri kullanıldı. Adanın kıyı savunma kuvvetleri, Çin gemilerini izlemek üzere devriye sıklığını artırdı.
Bölgesel ve küresel boyut
Tayvan Boğazı, dünyanın en kritik deniz ticaret yollarından birini oluşturuyor. Bölgedeki herhangi bir çatışma, küresel tedarik zincirlerini ciddi şekilde etkileyebilir. Çin'in sahil güvenlik filoları, aynı zamanda Güney Çin Denizi'ndeki egemenlik iddialarını pekiştirmek için de kullanılıyor. Bu nedenle Pekin'in Tayvan açıklarındaki varlığı, sadece iki tarafı değil, bölgedeki tüm aktörleri ilgilendiriyor. Japonya ve Filipinler gibi komşu ülkeler, Çin'in denizcilik faaliyetlerini endişeyle izliyor.
ABD ise Tayvan'a verdiği desteği sürdürüyor. Pentagon, geçtiğimiz ay adaya 750 milyon dolar değerinde askeri teçhizat gönderme kararı almıştı. Çin Dışişleri Bakanı Vang Yi'nin Washington ziyareti sırasında yaptığı uyarı, iki ülke arasındaki diplomatik kanalların ne denli gergin olduğunu gösteriyor. Analistler, Çin'in 2027 yılına kadar Tayvan'ı işgal etme kapasitesine ulaşabileceğini öngörüyor. Ancak Pekin, askeri seçeneğin son çare olduğunu ve öncelikle barışçıl birleşmeyi tercih ettiğini söylüyor.
Türkiye Açısından Değerlendirme
Bu gelişme, Türkiye'nin Tayvan'a yönelik doğrudan bir politikası olmamakla birlikte, küresel ticaret yollarının güvenliği açısından önem taşıyor. Tayvan Boğazı, dünya deniz ticaretinin yaklaşık üçte birine ev sahipliği yapıyor. Olası bir çatışma, Türkiye'nin de tedarik zincirlerini etkileyebilir. Ayrıca Çin'in artan denizcilik faaliyetleri, Türkiye'nin Doğu Akdeniz'deki benzer hamleleriyle paralellik gösteriyor. Ankara, uluslararası hukuk çerçevesinde kendi egemenlik haklarını savunurken, bu tür bölgesel gerilimlerin nasıl yönetildiğini dikkatle izliyor. Çin-Tayvan sorununun çözümü, Türkiye'nin de taraf olduğu çok taraflı diplomasi için bir model oluşturabilir.