Çin Dışişleri Bakanlığı, İngiltere'nin Hong Kong'a ilişkin yayımladığı son altı aylık izleme raporunu ve Dışişleri Bakanı Ed Davey'nin açıklamalarını “sorumsuz” olarak nitelendirerek sert bir tepki gösterdi. Pekin yönetimi, Londra'yı Hong Kong'un iç işlerine karışmakla suçladı ve “Hong Kong artık İngiliz sömürgesi değil” diyerek egemenlik vurgusu yaptı. İngiltere'nin raporunda, Hong Kong'un ulusal güvenlik yasasının kentin açıklığını ve özgürlüklerini daha da daralttığı ifade edilmişti.
Raporun arka planı ve Pekin'in tepkisi
İngiltere Dışişleri Bakanlığı tarafından perşembe günü yayımlanan ve Hong Kong'daki gelişmelerin altı aylık değerlendirmesini içeren raporda, 2020'de yürürlüğe giren Hong Kong Ulusal Güvenlik Yasası'nın kentin özerkliğini ve ifade özgürlüğünü kısıtladığı belirtildi. Rapor, Hong Kong'un ekonomik başarısının temelini oluşturan açıklığın ve hukuk devleti ilkesinin zayıfladığını savundu. Dışişleri Bakanı Ed Davey, raporun sunumunda yaptığı açıklamada, “Hong Kong'un ulusal güvenlik yasası, kentin başarısının altında yatan açıklığı daha da azalttı” dedi.
Çin Dışişleri Bakanlığı Sözcüsü, cuma günkü basın toplantısında İngiltere'nin raporunu “gerçekleri çarpıtan” ve “siyasi amaçlı” bir belge olarak tanımladı. Sözcü, “İngiltere'nin Hong Kong konusundaki sorumsuz açıklamalarını şiddetle kınıyoruz. Hong Kong, Çin'in ayrılmaz bir parçasıdır ve İngiltere'nin Hong Kong üzerinde hiçbir hakkı yoktur. 1997'de Hong Kong'un egemenliği Çin'e devredilmiştir; İngiltere'nin artık bu konuda söz söyleme yetkisi bulunmamaktadır” ifadelerini kullandı. Sözcü ayrıca İngiltere'yi “sömürgeci zihniyetten kurtulmaya” çağırdı.
Pekin yönetimi, ulusal güvenlik yasasının Hong Kong'da istikrarı sağladığını ve kentin ekonomik kalkınmasını desteklediğini savunuyor. Çin makamlarına göre yasa, 2019'daki büyük protestoların ardından düzeni yeniden tesis etti ve yabancı yatırımcılar için öngörülebilir bir ortam yarattı. Ancak Batılı hükümetler ve uluslararası insan hakları örgütleri, yasanın muhalefeti susturmak ve sivil toplumu baskı altına almak için kullanıldığını öne sürüyor.
Bölgesel ve küresel boyut
İngiltere ile Çin arasındaki Hong Kong kaynaklı gerilim, Londra'nın 2020'de Hong Konglu muhaliflere vatandaşlık yolu açması ve ulusal güvenlik yasasını kınamasıyla daha da derinleşti. İngiltere, eski sömürge yönetiminden kalan yükümlülükleri çerçevesinde Hong Kong'un özerkliğini izleme hakkını savunuyor. Çin ise 1984 tarihli Çin-İngiliz Ortak Bildirisi'nin Hong Kong'un devri sonrası geçerliliğini yitirdiğini ve İngiltere'nin artık herhangi bir gözetim yetkisi olmadığını ileri sürüyor.
Bu son rapor, ABD ile Çin arasındaki jeopolitik rekabetin gölgesinde yayımlandı. Washington, Hong Kong'daki demokratik aktivistlere yönelik baskılar nedeniyle Çinli yetkililere yaptırım uygulamış, Hong Kong'un özel ticari statüsünü askıya almıştı. İngiltere de ABD'nin izinden giderek Hong Konglu iş insanlarına ve aktivistlere destek veriyor. Çin, bu tür adımları “iç işlerine müdahale” olarak değerlendiriyor ve karşı önlemler almakta tereddüt etmiyor.
Uzmanlar, Hong Kong meselesinin Çin-İngiltere ilişkilerinde yapısal bir sorun haline geldiğini belirtiyor. İngiltere'nin raporları ve açıklamaları Pekin'in sert tepkisini çekerken, Çin'in ekonomik ve diplomatik ağırlığı Londra'nın manevra alanını sınırlıyor. Öte yandan Hong Kong, uluslararası finans merkezi olma özelliğini korumak için Çin ana karasıyla entegrasyonu derinleştirirken, Batı ile artan gerilim yatırımcı güvenini zaman zaman sarsıyor.
Türkiye Açısından Değerlendirme
Hong Kong merkezli Çin-İngiltere gerilimi, Türkiye'nin dış politika denkleminde doğrudan bir taraf olmadığı ancak yakından izlediği bir konu. Ankara, “tek Çin” politikasına bağlılığını sürdürürken Hong Kong'un iç işlerine karışmama ilkesini savunuyor. Öte yandan Türkiye, Batı ile Çin arasındaki bu tür anlaşmazlıklarda genellikle denge gözetiyor; hem ABD ve AB ile müttefiklik ilişkilerini hem de Çin ile artan ekonomik ve ticari bağlarını korumaya çalışıyor. Hong Kong'daki ulusal güvenlik yasası ve Batı'nın tepkileri, Türkiye'nin Kuşak-Yol projesi ve Asya altyapı yatırımları açısından istikrarlı bir Hong Kong'un önemini ortaya koyuyor. Ayrıca bu tür gerilimler, küresel ticaret ve finans piyasalarında dalgalanma yaratarak gelişmekte olan ekonomileri dolaylı yoldan etkileyebiliyor.