Cannes Film Festivali'nin Yönetmenlerin On Beş Günü bölümünde prömiyer yapan 'I See Buildings Fall Like Lightning', İngiliz yönetmen Clio Barnard'ın Keiran Goddard'ın beğenilen romanından uyarladığı, Birmingham'ın işçi sınıfı mahallelerinde büyüyen beş çocukluk arkadaşının hayatlarının, bir zamanlar hayal ettikleri gelecekten çok uzaklaştığı bir dram. Filmin başrolünde 'Peaky Blinders' dizisinin yıldızı Joe Cole yer alıyor. Film, sınıf, erkeklik ve modern Britanya'nın çalkantılı dönüşümü üzerine çarpıcı bir anlatı sunuyor.
Filmin Arka Planı ve Karakterler
Barnard'ın filmi, beş arkadaşın 15 yıl aradan sonra bir düğünde yeniden bir araya gelmesiyle başlıyor. Her biri farklı yollar izlemiş, başarılar ve hayal kırıklıkları yaşamıştır. Joe Cole'un canlandırdığı Shanks, geçmişte kalmış bir spor yıldızı adayıdır; diğer karakterler ise evsizlik, bağımlılık ve sınıfsal çöküşle mücadele etmektedir. Barnard, röportajında filmin, küreselleşme ve sanayi sonrası Britanya'nın işçi sınıfı üzerindeki etkisini incelediğini belirtiyor. "Bu insanların hikâyeleri, ait oldukları toplumun değişen yapısıyla derinden bağlantılı" diyor yönetmen.
Joe Cole ise karakterini "kırılgan ama inatçı" olarak tanımlıyor. Cole'a göre film, erkekliğin toplumsal kodlarını sorguluyor: "Shanks, başarısızlıkla yüzleşmeyi reddeden bir adam. Onun hikâyesi, Britanya'da erkeklerin duygusal ifade biçimlerinin ne kadar sınırlı olduğunu gösteriyor."
Modern Britanya'nın Sınıfsal Gerçekliği
Film, Birmingham'ın endüstriyel dönüşümünü arka plana alıyor. Thatcher sonrası dönemde yaşanan ekonomik değişimler, karakterlerin hayatlarını temelden etkilemiştir. Barnard, mekân kullanımıyla bu dönüşümü vurguluyor: terk edilmiş fabrikalar, yıkıntı halindeki binalar ve şehrin siluetini değiştiren modern gökdelenler. "Binaların yıldırım gibi düştüğünü görüyorum" ifadesi, aslında fiziksel yıkımın metaforu olduğu kadar, umutların da çöküşünü simgeliyor.
Cannes'daki gösterimin ardından film, eleştirmenlerden sınıfsal gerçekliği samimiyetle yansıttığı için övgü aldı. The Guardian, filmi "acımasız ama şiirsel" olarak nitelendirirken, Variety ise Barnard'ın yönetmenlik ustalığını övdü. Film, Britanya'daki işçi sınıfının görünmez krizine odaklanan yapımlar arasında, Ken Loach'ın 'I, Daniel Blake' filmiyle benzerlikler taşıyor.
Türkiye Açısından Değerlendirme
Britanya'daki sınıfsal eşitsizlik ve erkeklik krizi, Türkiye'de de benzer tartışmaların yaşandığı bir dönemde gündeme geliyor. Türkiye'de sanayisizleşme, kentsel dönüşüm ve artan yaşam maliyeti benzer toplumsal yaralar açarken, erkekliğin toplumsal rollerine dair sorgulamalar da sürmektedir. Bu film, küresel anlamda işçi sınıfının yaşadığı ekonomik dönüşümün yarattığı travmaları anlamak için önemli bir örnek teşkil ediyor. Ayrıca, Cannes gibi uluslararası platformlarda sınıfsal temalı yapımların ilgi görmesi, bu konuların evrenselliğini ve kültürel alışverişin önemini vurguluyor.