Avustralya'da aşırı sağcı One Nation partisinin lideri Pauline Hanson, son iki haftadır peş peşe yaşadığı siyasi gafların ardından kendisini eleştiren medyayı 'yalan haber yaymakla' suçladı. Hanson'ın bu tutumu, eski ABD Başkanı Donald Trump'ın sıkça başvurduğu 'suçu medyaya atma' taktiğini hatırlatıyor. Ancak siyasi analistlere göre, gerçek anlamda ciddiye alınan liderler, hatalarını başkalarına yıkmak yerine sorumluluk almayı bilmelidir.
Hanson'ın gafları ve medya suçlamaları
Pauline Hanson, geçtiğimiz günlerde bir televizyon programında yaptığı 'Aborijinlerin çocuklarına iyi bakmadığı' yönündeki tartışmalı ifadeleriyle gündeme geldi. Bunun ardından Covid-19 aşılarına karşı çıkışı ve bir mülteci kampı ziyaretinde yaptığı provokatif açıklamalar, partisinin oy oranını düşürdü. Hanson, tüm bu eleştirileri 'medyanın kendisini karalama kampanyası' olarak nitelendiriyor ve 'gerçeklerin çarpıtıldığını' iddia ediyor. Oysa yapılan anketler, Hanson'ın açıklamalarının toplumda büyük bir tepki yarattığını gösteriyor.
Trump modeli ve siyasi kriz yönetimi
Hanson'ın kriz yönetimi, Trump'ın 2016'dan bu yana kullandığı 'yalan haber' söylemini birebir yansıtıyor. Uzmanlar, bu stratejinin kısa vadede tabanı konsolide etse de uzun vadede siyasi saygınlığı zedelediğini belirtiyor. Avustralya'da son yıllarda aşırı sağ partilerin yükselişi dikkat çekerken, Hanson'ın bu tarz söylemlerinin ana akım siyasette kabul görmesi giderek zorlaşıyor.
Türkiye Açısından Değerlendirme
Bu gelişme, küresel sağ popülizmin ortak bir yöntemini gözler önüne seriyor: Medyayı düşman ilan edip sorumluluktan kaçma. Türkiye de benzer söylemlerin zaman zaman gündeme geldiği bir ülke. Sağlıklı bir demokraside liderlerin hatalarını kabul edebilmesi, toplumda güven inşası için kritik. Hanson örneği, bu tür söylemlerin neden olduğu itibar kaybını ve toplumsal kutuplaşmayı net şekilde ortaya koyuyor.