Avustralya'nın aşırı sağcı One Nation partisinin lideri Senatör Pauline Hanson, Kasım ayında yayınlanan bir podcast söyleşisinde aile içi ve ev içi şiddet mağdurlarına ücretli izin verilmesini “saçma” olarak nitelendirdi ve bu tür politikaların polisin “gerçek suçlarla” mücadele etmesini engellediğini öne sürdü. Hanson’ın sözleri, ülkede kadına yönelik şiddetle mücadele ve toplumsal cinsiyet eşitliği konularında yürütülen çalışmalara yönelik eleştirileriyle bilinen siyasetçinin, “woke” kültürün kadın haklarını desteklediğini ancak bunun abartıldığını savunduğu bir bağlamda ortaya çıktı.
Hanson’ın tartışmalı açıklamaları
Podcast yayınında Hanson, aile içi şiddet mağdurlarına sağlanan ücretli iznin “tamamen saçma” olduğunu söyledi ve bunun polisin asıl önemli suçlara, yani “gerçek suçlara” odaklanmasını engellediğini iddia etti. Hanson’a göre polis, aile içi şiddet vakalarıyla o kadar meşgul ki, hırsızlık, soygun ve diğer ciddi suçları soruşturacak zamanı kalmıyor. “Polis bugünlerde her şeyle ilgileniyor, asıl suçla değil” diyen Hanson, özellikle ev içi şiddet çağrılarına müdahale eden polislerin asıl suçluları yakalamak için yeterli zaman bulamadığını savundu.
Hanson ayrıca, “woke” kültürünün kadın haklarını gereğinden fazla desteklediğini ve bunun da toplumda haksız bir durum yarattığını öne sürdü. “Kadınlara çok fazla şey veriliyor, bu adil değil” ifadelerini kullanan Hanson, aile içi şiddet mağdurlarına sağlanan yardımların abartıldığını savundu. One Nation liderinin bu sözleri, Avustralya’da her dört kadından birinin hayatının bir döneminde aile içi şiddete maruz kaldığı ve hükümetin bu sorunu ulusal bir kriz olarak tanımladığı bir dönemde geldi.
Tepkiler ve bağlam
Hanson’ın açıklamaları, Avustralya’da kadın örgütleri ve sivil toplum kuruluşları tarafından sert bir şekilde eleştirildi. Kadın hakları savunucuları, aile içi şiddet mağdurlarına sağlanan ücretli iznin, mağdurların işlerini kaybetmeden şiddetten kaçabilmeleri için hayati bir önlem olduğunu vurguladı. Avustralya Aile İçi Şiddetle Mücadele Örgütü sözcüsü, “Hanson’ın sözleri, mağdurların yaşadığı acıyı ve bu sorunun ciddiyetini tamamen görmezden geliyor. Polisin aile içi şiddetle mücadele etmesi, aslında suçun önlenmesi ve toplum güvenliği için kritik bir görev” dedi.
Hanson’ın bu çıkışı, Avustralya’da son yıllarda artan aile içi şiddet vakaları ve hükümetin bu alanda attığı adımlar bağlamında değerlendiriliyor. 2022’de Avustralya’da 50’den fazla kadın eşleri veya partnerleri tarafından öldürüldü. Federal hükümet, aile içi şiddetle mücadele için 1 milyar dolardan fazla kaynak ayırdı ve mağdurlara ücretli izin hakkı tanıdı. Hanson ise bu politikaların gereksiz olduğunu düşünüyor.
Bölgesel ve küresel boyut
Pauline Hanson’ın söylemleri, yalnızca Avustralya'da değil, dünya genelinde yükselen popülist ve aşırı sağcı hareketlerin kadın hakları ve toplumsal cinsiyet eşitliği konularına nasıl yaklaştığını gösteren bir örnek teşkil ediyor. ABD’de Donald Trump, Brezilya’da Jair Bolsonaro ve Avrupa’da birçok aşırı sağ parti, benzer şekilde “woke” kültürüne ve kadın haklarına yönelik eleştiriler yapmıştı. Bu tür söylemler, toplumsal cinsiyet temelli şiddetin hafife alınmasına ve mağdurların ihtiyaç duyduğu kamu desteğinin sorgulanmasına yol açabiliyor. Uluslararası insan hakları örgütleri, bu tür açıklamaların şiddet mağdurlarını sessiz kalmaya ittiğini ve raporlama oranlarını düşürdüğünü belirtiyor.
Türkiye Açısından Değerlendirme
Türkiye, aile içi şiddetle mücadelede önemli yasal düzenlemeler yapmış olmasına rağmen, uygulamada sorunlar yaşamaktadır. Hanson’ın açıklamaları, toplumsal cinsiyet eşitliği karşıtı söylemlerin küresel bir yansıması olarak görülmeli. Türkiye'de de benzer şekilde “aile kurumunu koruma” adı altında kadın haklarına yönelik eleştiriler yapılmakta ve bu durum şiddet mağdurlarının korunmasını zorlaştırmaktadır. Türkiye’nin, İstanbul Sözleşmesi’nden çekilmesinin ardından kadına yönelik şiddet vakaları artmış; bu tür popülist söylemler, mücadeleyi daha da karmaşık hale getirmiştir. Türkiye, aile içi şiddetle mücadelede uluslararası standartlara uygun politikalar sürdürmeli ve bu tür yaklaşımların toplumda normalleşmesine izin vermemelidir.