Ukrayna'nın hava savunma kapasitesi kritik bir eşiğe dayandı. Ülkenin elindeki Patriot füzelerinin neredeyse tükenmesi, Rusya'nın kış aylarında başlattığı yoğun füze ve insansız hava aracı (İHA) saldırılarına karşı Kiev yönetimini savunmasız bırakıyor. Batılı askeri yetkililere göre, mevcut stokların erimeye başlaması, Ukrayna'nın enerji altyapısını ve kritik askeri tesislerini koruma kabiliyetini ciddi şekilde sınırlıyor. Bu durum, savaşın kaderini değiştirebilecek bir dönüm noktası olarak değerlendiriliyor.
Gelişmenin arka planı
Geçtiğimiz yıl ABD ve Almanya tarafından Ukrayna'ya teslim edilen Patriot hava savunma sistemleri, Rusya'nın en modern füze saldırılarına karşı en etkili kalkan olarak görülüyordu. Ancak bu sistemlerin kullandığı GEM-T ve PAC-3 MSE tipi önleme füzelerinin üretimi sınırlı kalırken, Ukrayna'nın günlük tüketimi beklentileri aştı. Özellikle son haftalarda Rusya'nın hipersonik Kinzhal füzeleri ve Şahid İHA'larla gerçekleştirdiği saldırılar, Patriot bataryalarını aşırı yük altına sokuyor.
Askeri uzmanlar, Ukrayna'nın elinde kalan Patriot füze sayısının iki haftalık yoğun bir savunma için bile yetersiz olduğunu belirtiyor. Bir üst düzey NATO yetkilisi, isminin açıklanmaması koşuluyla Reuters'a yaptığı açıklamada, "Kiev'in hava savunma kalkanı her geçen gün inceliyor. Şu an için en kritik tesisleri koruyacak kadar füzemiz var ancak bu durum sürdürülebilir değil" dedi.
Ukrayna Hava Kuvvetleri Komutanı Mykola Oleshchuk ise yaptığı açıklamada, Rusya'nın kış saldırılarının yoğunluğunun geçen yıla göre en az üç kat arttığını ve özellikle enerji santrallerinin hedef alındığını söyledi. Kiev yönetimi, Batılı müttefiklerden daha fazla hava savunma sistemi ve füze tedariki talep ederken, ABD'nin Kongre'de onay bekleyen yeni askeri yardım paketi, bu ihtiyacın karşılanması için kritik önem taşıyor.
Bölgesel veya küresel boyut
Ukrayna'nın hava savunma kapasitesindeki bu daralma, yalnızca savaş alanını değil, küresel güvenlik dengelerini de etkiliyor. Rusya'nın bu kış enerji altyapısını hedef alarak Ukrayna halkını ve ekonomisini diz çöktürme stratejisi, Batı'nın desteğinin sınırlarını da test ediyor. ABD Başkanı Joe Biden yönetimi, Ukrayna'ya 60 milyar dolarlık yeni bir yardım paketi için Kongre'de yoğun bir lobicilik yürütürken, AB ülkeleri de Avrupa Barış Fonu kapsamında 50 milyar avroluk bir destek planı üzerinde çalışıyor.
Ancak uzmanlar, Patriot sistemlerinin üretim kapasitesindeki darboğazın, Batı'nın vaatlerini gölgelediğine dikkat çekiyor. Lockheed Martin ve RTX (eski adıyla Raytheon) gibi savunma devleri, yıllık üretim kapasitelerini ancak 2025 yılına kadar yüzde 30-40 artırabileceklerini bildiriyor. Bu durum, Ukrayna'nın yanı sıra Orta Doğu'daki NATO müttefiklerinin de endişelerini artırıyor; zira İsrail ve Suudi Arabistan gibi ülkeler de aynı sistemleri kullanıyor ve stoklarını yenilemek istiyor.
Rusya'nın bu stratejisi, savaşın uzaması halinde Ukrayna'nın savunma hattında ciddi gedikler açabilir. Son olarak Harkov ve Odessa kentlerine düzenlenen saldırılarda can kayıplarının artması, hava savunmasındaki zafiyetin ilk sinyalleri olarak yorumlanıyor. Ayrıca, kış aylarında elektrik kesintilerinin artması, Ukrayna'da günlük yaşamı felç ederken, binlerce kişinin ülkeyi terk etmek zorunda kalmasıyla yeni bir mülteci dalgası tetiklenebilir.
Türkiye Açısından Değerlendirme
Ukrayna'daki hava savunma krizi, Türkiye'yi doğrudan ilgilendiren bir güvenlik boyutuna sahip. Türkiye, Montrö Boğazlar Sözleşmesi çerçevesinde Karadeniz'deki deniz trafiğini kontrol ederken, Ukrayna'nın hava sahasındaki gelişmeler bölgesel istikrarı doğrudan etkiliyor. Ayrıca, Türkiye'nin Bayraktar TB2 ve Akıncı gibi İHA'ları Ukrayna tarafından aktif olarak kullanılıyor; bu da Türk savunma sanayinin savaştan edindiği deneyimlerle gelişmeye devam ettiğini gösteriyor. Ancak Ankara yönetimi, savaşın uzamasının Karadeniz tahıl koridoru anlaşmasının geleceğini tehlikeye atabileceği konusunda uyarıyor. Rusya ve Ukrayna ile dengeli ilişkilerini sürdürmeye çalışan Türkiye, bu krizde arabulucu rolünü korurken, NATO müttefiki olarak hava savunma sistemlerinin üretim kapasitesinin artırılmasına yönelik çağrılara da destek veriyor. Türkiye'nin kendi hava savunma sistemlerini geliştirme çabaları (SİPER gibi) bu süreçte daha da stratejik bir önem kazanıyor.