WASHINGTON, 9 Haziran – Reuters/Ipsos tarafından yapılan yeni bir kamuoyu yoklaması, Amerikalı seçmenlerin büyük çoğunluğunun, partilerinin adaylarının karıştığı tartışmalar veya yasal sorunlar nedeniyle oylarını değiştirmeyeceklerini ortaya koydu. Anket, Maine eyaletinde Demokrat aday Graham Platner'a ait olduğu iddia edilen Nazi bağlantılı dövme skandalından, Teksas'ta Cumhuriyetçi eyalet başsavcısı Ken Paxton'a yöneltilen dolandırıcılık suçlamalarına kadar uzanan bir yelpazedeki olayların, seçmenlerin parti sadakatini sarsmadığını gösteriyor. Bu durum, ABD'deki derin siyasi kutuplaşmanın, seçmenlerin etik kaygıların ötesinde, partilerine olan bağlılıklarını sürdürmelerine yol açtığını teyit ediyor.
Seçmen sadakati ve parti kutuplaşması
Ankete göre, Demokrat seçmenlerin yüzde 76'sı, partilerinin adayı Graham Platner'ın Nazi sembolü içeren bir dövme yaptırdığı iddialarına rağmen, yine de ona oy vereceklerini belirtti. Benzer şekilde, Cumhuriyetçi seçmenlerin yüzde 72'si, Ken Paxton'ın menkul kıymet dolandırıcılığı suçlamalarıyla karşı karşıya olmasına rağmen, desteğini sürdüreceğini ifade etti. Bu oranlar, partiler arasındaki uçurumun, adayların kişisel veya hukuki sorunları karşısında dahi seçmen tercihlerini şekillendirmede ne kadar baskın olduğunu gösteriyor. Reuters/Ipsos anketi, 2-5 Haziran tarihleri arasında, 50 eyalette 4.400'den fazla kayıtlı seçmenle çevrimiçi olarak gerçekleştirildi ve yüzde 2,4'lük bir hata payına sahip.
Uzmanlar, bu durumun ABD siyasetindeki artan kutuplaşmanın bir yansıması olduğunu belirtiyor. Stanford Üniversitesi'nden siyaset bilimci Prof. James Davis konuyla ilgili yaptığı değerlendirmede, "Seçmenler artık adayların bireysel özelliklerinden çok, parti kimliğine odaklanmış durumda. Bu, siyasi tartışmaların kişisel skandalların önüne geçmesine neden oluyor" ifadelerini kullandı. Anket ayrıca, bağımsız seçmenlerin yüzde 45'inin bu tür tartışmalarda aday değiştirme olasılığının daha yüksek olduğunu, ancak bu oranın hala parti bağlılarının çok altında kaldığını ortaya koydu. Bu veriler, ABD'de siyasi sadakatin, bireysel etik değerlendirmelerin ötesine geçerek, adeta bir kabile bağlılığına dönüştüğünü gösteriyor.
Bölgesel ve küresel boyut
ABD'deki bu derin kutuplaşma, yalnızca iç politikayı değil, aynı zamanda ülkenin dış politikasını da etkiliyor. Kutuplaşmanın yarattığı siyasi tıkanıklık, iklim değişikliği, ticaret anlaşmaları ve uluslararası ittifaklar gibi konularda ABD'nin tutarlı bir politika izlemesini zorlaştırıyor. Örneğin, son dönemde Ukrayna'ya yapılan askeri yardım paketleri Kongre'de partiler arası çekişmelere takılmış, bu da ABD'nin küresel liderlik rolünü sorgulatmıştı. Benzer şekilde, Çin ile ticaret savaşları ve göç politikaları gibi konularda da kutuplaşma, karar alma süreçlerini yavaşlatıyor ve uluslararası toplumda ABD'nin güvenilirliğini zedeliyor.
Analistler, bu durumun ABD'nin müttefikleri ve rakipleri nezdinde yeni dinamikler yarattığını belirtiyor. Avrupa Birliği ve NATO ülkeleri, ABD'nin iç siyasi krizlerinin etkisini yakından izlerken, Çin ve Rusya gibi ülkeler ise bu kutuplaşmayı kendi çıkarları için kullanma potansiyeli görüyor. Özellikle 2024 başkanlık seçimleri yaklaşırken, mevcut kutuplaşmanın daha da derinleşmesi bekleniyor. Bu süreçte, adayların etik sorunlarının seçmen tarafından görmezden gelinmesi, siyasi hesap verebilirliği zayıflatıyor ve demokratik kurumlara olan güveni aşındırıyor.
Türkiye Açısından Değerlendirme
ABD'deki siyasi kutuplaşma, Türkiye'nin dış politikasını doğrudan etkileyen bir faktör. Özellikle F-35 programı, S-400 krizi ve Suriye politikası gibi konularda ABD Kongresi'ndeki farklı grupların yaklaşımları, Türkiye ile ilişkilerde istikrarsızlık yaratabiliyor. Kutuplaşmanın derinleşmesi, ABD yönetiminin Türkiye'ye yönelik politikalarında öngörülebilirliği azaltırken, Kongre'deki Türkiye karşıtı lobilerin etkisini artırabilir. Ayrıca, seçmenlerin parti sadakatinin etik kaygıların önünde yer alması, ABD'de yolsuzluk ve insan hakları ihlalleriyle mücadele konusunda çifte standart eleştirilerini gündeme getirebilir; bu da Türkiye gibi ülkelerin ABD ile ilişkilerinde adil bir muamele beklentisini zedeler.