İngiltere’nin kamu sağlık sistemi NHS (Ulusal Sağlık Sistemi), Amerikan teknoloji devi Palantir Technologies ile yaptığı veri analizi ortaklığı nedeniyle tartışmaların odağında. Palantir’in yapay zeka destekli platformu, hastane verilerini gerçek zamanlı işleyerek kaynak yönetimini optimize etmeyi ve hasta bakımını iyileştirmeyi vaat ediyor. Ancak eleştirmenler, şirketin geçmişte ABD’li güvenlik birimleriyle çalışmasının mahremiyet riski oluşturduğunu savunuyor. Oysa NHS’in artan talepler karşısında dijital dönüşüme ihtiyacı var; bu nedenle Palantir tartışması, sağlıkta teknoloji kullanımının önünde bir engel haline gelebilir.
Palantir’in NHS’teki rolü ve eleştiriler
Palantir, NHS’in veri depolama ve analiz altyapısını güncellemek üzere 2020’de başlatılan ‘NHS Federated Data Platform’ projesinin ana yüklenicisi. Şirket, 400’den fazla hastaneyi kapsayan bu sistemde yatak kapasitesi, cerrahi bekleme süreleri ve ilaç stokları gibi kritik verileri işliyor. Hedef, Covid-19 salgını sırasında test ve aşı dağıtımında kullanılan benzer bir teknolojiyi kalıcı hale getirerek sağlık hizmetlerini daha verimli kılmak.
Ancak plan, sivil toplum örgütleri ve bazı milletvekillerinin tepkisine yol açtı. Endişelerin merkezinde, Palantir’in ABD Göçmenlik ve Gümrük Muhafaza (ICE) gibi kurumlarla yaptığı iş birlikleri ve şirketin veri gizliliği sicilindeki lekeler var. Medyada çıkan haberlere göre, Palantir’in NHS verilerini başka amaçlarla kullanmasını engelleyecek yasal güvencelerin yetersiz olduğu iddia ediliyor. NHS yönetimi ise verilerin anonimleştirildiğini, sözleşmede üçüncü taraflarla paylaşımı yasaklayan maddeler olduğunu ve tüm işlemlerin bağımsız denetime tabi olduğunu belirtiyor.
Bu tartışmalar, dijital sağlık projelerinin genellikle karşılaştığı bir ikilemi yansıtıyor: Mahremiyet kaygıları ile teknolojik dönüşümün getireceği faydalar arasındaki denge. NHS’in bekleme listeleri 7 milyonu aşmış durumda ve personel yetersizliği derinleşiyor. Palantir’in sunacağı öngörücü analizler, örneğin acil servis yoğunluğunu tahmin ederek kaynakların daha etkin dağıtılmasını sağlayabilir. Bu potansiyele rağmen, kamuoyundaki güvensizlik projenin hızını kesiyor.
Küresel boyut: Teknoloji şirketleri ve devlet sağlığı
Palantir-NHS ortaklığı, küresel ölçekte büyüyen bir eğilimin parçası: Özel teknoloji firmalarının kamu sağlık sistemlerine entegrasyonu. ABD’de Epic Systems, Çin’de Alibaba Health ve Avrupa’da Siemens Healthineers benzer projeler yürütüyor. Ancak Palantir’in istihbarat ve savunma alanındaki kökenleri, ona diğerlerinden farklı bir itibar kazandırıyor.
Veri egemenliği meselesi de tartışmanın önemli bir boyutu. NHS verileri İngiltere sınırları içinde saklanıyor olsa da, ABD merkezli bir şirketin bu verilere erişimi, ulusal güvenlik riskleri doğurabilir. Brexit sonrası İngiltere, veri koruma konusunda AB’den ayrı bir yol çizmiş durumda. Bu, Birleşik Krallık’ın ABD ile ticaret anlaşması müzakerelerinde veri akışını kolaylaştıracak düzenlemeler yapmasına olanak tanıyor. Ancak sivil toplum, bu durumun hastaların mahremiyetini zayıflatabileceği uyarısında bulunuyor.
İlginç bir gelişme, bazı İngiliz hastanelerinin Palantir yerine açık kaynak kodlu alternatifleri tercih etmeye başlaması. Örneğin, Londra’daki Guy’s ve St Thomas’ Hastanesi, kendi veri platformunu geliştirerek hem maliyeti düşürdü hem de yerel kontrolü artırdı. Bu tür girişimler, kamu sağlık sistemlerinin bağımsız dijital dönüşüm modelleri oluşturabileceğini gösteriyor.
Türkiye Açısından Değerlendirme
Türkiye, Sağlık Bakanlığı’nın e-Nabız ve Merkezi Hekim Randevu Sistemi gibi uygulamalarla sağlık verilerinin digitalleşmesinde önemli adımlar attı. Ancak Palantir tartışması, Türkiye gibi gelişmekte olan ülkeler için kritik bir ders içeriyor: Yabancı teknoloji şirketlerine bağımlılık, veri güvenliği ve egemenlik riskleri doğurabilir. Türkiye’nin özellikle kişisel sağlık verilerinin korunmasına ilişkin yasal düzenlemeleri (KVKK kapsamında) bulunsa da, uluslararası şirketlerle yapılacak ortaklıklarda verilerin yurtdışına çıkışının denetimi zayıf kalabiliyor. Ayrıca, Türkiye’nin sağlık turizmi hedefleri göz önüne alındığında, hasta verilerinin güvenliği uluslararası rekabet gücü için de belirleyici olacaktır. Bu nedenle, kamu-özel iş birliği modellerinde şeffaflık ve bağımsız denetim mekanizmaları oluşturulması, Türkiye’nin sağlık alanındaki başarısını sürdürebilmesi için hayati önem taşıyor.