Pakistan hükümeti, İran ile Amerika Birleşik Devletleri arasında tırmanan gerginliğin ardından her iki ülkeye de şiddete son verme ve diyaloğa dönme çağrısında bulundu. İslamabad'dan yapılan resmi açıklamada, bölgesel barış ve istikrarın korunması için tarafların itidal göstermesi gerektiği vurgulandı. Pakistan Dışişleri Bakanlığı tarafından yayımlanan bildiride, İran ve ABD arasındaki anlaşmazlıkların askeri yollarla değil, diplomatik kanallarla çözülmesi gerektiği ifade edildi. Açıklamada, 'Tüm tarafları gerilimi azaltmaya ve barışçıl bir çözüm bulmak için müzakerelere dönmeye çağırıyoruz' denildi.
Bu çağrı, ABD'nin İran'a yönelik yaptırımlarının sıkılaştırdığı ve iki ülke arasındaki söylemlerin sertleştiği bir dönemde geldi. Pakistan, jeopolitik konumu nedeniyle hem İran hem de ABD ile yakın ilişkiler yürütmekte, bu nedenle bölgesel bir krizin ortasında kalmaktan kaçınmak istiyor. Ülke, aynı zamanda Suudi Arabistan ve Çin gibi diğer büyük güçlerle de dengeli bir dış politika izliyor.
Gelişmenin arka planı
ABD Başkanı Donald Trump'ın 2018'de nükleer anlaşmadan çekilmesinin ardından Washington ve Tahran arasındaki ilişkiler hızla kötüleşti. ABD, İran'a yönelik 'maksimum baskı' politikası kapsamında yaptırımları artırırken, İran da zenginleştirilmiş uranyum stokunu artırmak ve uluslararası denetimleri kısıtlamak gibi adımlarla karşılık verdi. Son haftalarda, Umman Körfezi'nde ticari gemilere yönelik saldırılar ve İran'ın hava sahasına yaklaşan ABD insansız hava araçlarının düşürülmesi gibi olaylar gerilimi daha da artırdı. Pakistan, bu gelişmelerin kendi sınırlarına yakın bir bölgede geniş çaplı bir çatışmaya dönüşmesinden endişe duyuyor. İslamabad, özellikle İran ile uzun bir sınırı paylaştığı ve iki ülke arasında güvenlik işbirliği mekanizmaları bulunduğu için Tahran'la diyalog halinde.
Bölgesel ve küresel boyut
Pakistan'ın çağrısı, sadece ikili ilişkilerin ötesinde bölgesel bir boyut taşıyor. İran ve ABD arasındaki gerilim, Basra Körfezi'ndeki enerji nakliyatını tehdit ederken, Suudi Arabistan ve Birleşik Arap Emirlikleri gibi Pakistan'ın müttefiki olan Körfez ülkelerini de doğrudan etkiliyor. Pakistan, Suudi Arabistan ile yakın askeri ve ekonomik bağlara sahip olmasının yanı sıra, İran'la da sınır güvenliği ve ticaret konularında işbirliği yapıyor. Ayrıca Çin'in Kuşak ve Yol Girişimi'nin önemli bir halkası olan Çin-Pakistan Ekonomik Koridoru'nun güvenliği de İran sınırına yakın bölgelerden geçiyor. Bu nedenle İslamabad, olası bir çatışmanın ekonomik çıkarlarına ve bölgesel istikrara vereceği zararı minimize etmek için arabuluculuk rolü üstlenmeye çalışıyor. Küresel aktörler de Pakistan'ın bu girişimine temkinli yaklaşırken, Birleşmiş Milletler ve Avrupa Birliği benzer çağrılar yapmış durumda.
Türkiye Açısından Değerlendirme
Bu gelişme, Türkiye'nin Orta Doğu ve Basra Körfezi'nde istikrar arayışıyla örtüşüyor. Türkiye, hem İran'la sınır komşusu olması hem de ABD ile NATO müttefiki olması nedeniyle benzer bir ikilem yaşıyor. Pakistan'ın çağrısı, Ankara'nın da desteklediği diyalog ve gerilimi azaltma çabalarına paralel bir adım olarak görülebilir. Türkiye, özellikle Katar ve Suudi Arabistan gibi Körfez ülkeleriyle gelişen ilişkileri ve İran'la enerji işbirliği potansiyeli nedeniyle bu gerginlikten doğrudan etkileniyor. Ayrıca, Pakistan'la tarihsel ve kültürel bağları, Türkiye'nin bölgesel krizlerde İslamabad'ın girişimlerini yakından izlemesine neden oluyor. Ankara, İran-ABD geriliminin tırmanması halinde Türkiye'nin güneydoğusundaki enerji hatları ve ticaret yollarının güvenliğinin riske gireceğini değerlendiriyor.