Pakistan, Hindistan ile arasındaki Indus Nehri sularının paylaşımı konusundaki anlaşmazlıkta tansiyonu yükseltiyor. İslamabad yönetimi, bu kez stratejik bir adım atarak, bölgenin diğer üst kıyıdaş ülkesi olan Çin'i soruna daha doğrudan dahil etme niyetinde. Bu hamle, iki ülke arasındaki su krizinin sadece ikili bir mesele olmaktan çıkıp geniş bir jeopolitik rekabete dönüşme potansiyelini barındırıyor. Kaynaklara göre Pakistan, Çin'in bu konuda daha aktif bir rol üstlenmesini talep ediyor.
Arka Plan: 60 Yıllık Anlaşma Zedeleniyor mu?
Hindistan ve Pakistan arasında 1960 yılında imzalanan Indus Suları Antlaşması, Dünya Bankası'nın arabuluculuğunda tesis edilmiş ve altmış yılı aşkın süredir bölgedeki su paylaşımının temel çerçevesini oluşturuyor. Ancak son dönemde Hindistan'ın kendi topraklarında Indus Nehri'nin kolları üzerinde baraj ve hidroelektrik projelerini hızlandırması, Pakistan'da ciddi endişelere yol açıyor. Pakistan, bu projelerin kendisine bırakılan su miktarını azaltacağını ve tarımsal üretimini olumsuz etkileyeceğini savunuyor. İslamabad, Hindistan'ı antlaşma hükümlerini ihlal etmekle suçlarken, anlaşmazlığı uluslararası mahkemeye taşımayı da değerlendiriyor.
Bu süreçte Pakistan'ın en büyük kozu ise Çin. İslamabad, Çin'i 'dost' bir ülke olarak konuya dahil ederek hem diplomatik ağırlığını artırmak hem de Hindistan üzerinde baskı kurmak istiyor. Özellikle Çin-Pakistan Ekonomik Koridoru (CPEC) projesi kapsamında enerji ve su altyapısına yapılan yatırımlar, Pekin'i bu meselede doğrudan paydaş haline getiriyor. Pakistanlı yetkililer, Çin'in bölgedeki su yönetimi projelerine verdiği desteğin, Hindistan'ın tek taraflı eylemlerine karşı bir denge unsuru olabileceğini düşünüyor.
Bölgesel Boyut: Çin-Hindistan Rekabeti Suya Taşınıyor
Pakistan'ın bu hamlesi, Hindistan ile Çin arasında zaten tırmanmakta olan sınır anlaşmazlıkları ve bölgesel liderlik mücadelesi bağlamında değerlendirilmeli. Çin, Hindistan'ın Aksai Chin ve diğer sınır bölgelerindeki askeri varlığını artırmasına karşılık, Pakistan'ı stratejik bir müttefik olarak elinde tutuyor. Indus Nehri havzası üzerindeki Çin yatırımları, sadece Pakistan'ın enerji ihtiyacını karşılamakla kalmıyor, aynı zamanda Pekin'in bölgedeki su diplomasisini de güçlendiriyor. Uzmanlar, Çin'in bu sürece daha aktif katılımının, Hindistan'ı antlaşma masasına dönmeye zorlayabileceği görüşünde. Ancak bu durum, Hindistan-Çin gerilimini daha da artırabilir ve bölgesel istikrarsızlığı tetikleyebilir.
Öte yandan, Dünya Bankası ve uluslararası toplum, Indus Suları Antlaşması'nın korunması gerektiğini vurguluyor. Zira bu anlaşma, nükleer silaha sahip iki komşu ülke arasında savaş riskini azaltan önemli bir güven mekanizması olarak görülüyor. Pakistan'ın Çin'i denkleme sokması, anlaşmanın işleyişini karmaşık hale getirebilir ve bölge dışı aktörlerin müdahalesine kapı aralayabilir. Çin'in tarafsız bir arabulucu mu yoksa Pakistan'ın bir müttefiki mi olarak hareket edeceği ise belirsizliğini koruyor.
Türkiye Açısından Değerlendirme
Bu gelişme, Türkiye'nin yakından takip ettiği Güney Asya jeopolitiğinde su kaynaklarının stratejik bir silah haline geldiğini gösteriyor. Türkiye, Fırat-Dicle havzasında benzer su paylaşımı sorunları yaşadığından, Pakistan'ın Çin'i dahil etme hamlesi Ankara için önemli bir emsal teşkil edebilir. Ayrıca Türkiye, Pakistan ile stratejik işbirliğini sürdürürken, Hindistan ile de denizcilik ve ticaret alanlarında ilişkilerini geliştiriyor. Bu gelişme, Türk dış politikasında iki ülke arasında bir denge kurma çabasını zorlayabilir. Bölgesel istikrarsızlık, Türkiye'nin Orta Asya ve Ötesi (Afganistan) politikalarını da etkileyebilir. Sonuç olarak, suyun askeri ve diplomatik bir araç olarak kullanıldığı bu kriz, Türkiye'nin kendi su diplomatik girişimlerini de gözden geçirmesine neden olabilir.