Pakistan, 24 Eylül 2025 tarihine kadar Hindistan'a ait sivil ve askeri uçakların hava sahasını kullanmasına izin vermeyeceğini açıkladı. Bu karar, 22 Nisan 2025'te Keşmir'in Pahalgam bölgesinde düzenlenen ve 26 Hint turistin hayatını kaybettiği terör saldırısının ardından iki ülkenin birbirine uyguladığı karşılıklı hava sahası kısıtlamalarının bir parçası olarak geldi. Pakistan Sivil Havacılık Otoritesi tarafından yapılan açıklamada, yasağın ulusal güvenlik gerekçesiyle uygulandığı ve 24 Eylül'e kadar geçerli olacağı belirtildi.
Gelişmenin arka planı
Pahalgam saldırısı, Hindistan ile Pakistan arasında yıllardır süren Keşmir anlaşmazlığını yeniden alevlendirdi. Saldırının ardından Hindistan, Pakistan'a yönelik diplomatik ve ekonomik yaptırımlar açıklarken, iki ülke de karşılıklı olarak hava sahalarını birbirine kapattı. Bu kısıtlamalar, özellikle transit uçuşlar için büyük bir sorun yarattı; çünkü iki ülke arasındaki hava koridoru, Avrupa ile Güneydoğu Asya arasındaki uçuşlar için önemli bir güzergah. Havayolu şirketleri, rotalarını uzatmak ve yakıt maliyetlerini artırmak zorunda kaldı.
Pakistan'ın bu kararı, Hindistan'ın daha önce benzer bir yasağı 30 Ağustos'a kadar uzatmasının ardından geldi. Hindistan, Pahalgam saldırısının faillerinin Pakistan'da barındığını iddia ederken, Pakistan bu suçlamaları reddediyor ve saldırının Hindistan'ın iç işleri olduğunu savunuyor. İki ülke arasındaki gerilim, özellikle Keşmir'deki ateşkes ihlalleri ve diplomatik temasların kesilmesiyle daha da derinleşti.
Bölgesel ve küresel boyut
Hava sahası kısıtlamaları, sadece iki ülkeyi değil, bölgedeki havacılık sektörünü de etkiliyor. Özellikle Körfez ülkelerinden Güneydoğu Asya'ya yapılan uçuşlar, Pakistan ve Hindistan hava sahasını kullanmak zorunda olduğu için bu durumdan olumsuz etkileniyor. Havayolu şirketleri, alternatif rotalar bulmak zorunda kalırken, uçuş süreleri ve yakıt tüketimi arttı. Bu da bilet fiyatlarına yansıyor ve bölgesel ticaret ile turizmi olumsuz etkiliyor.
Uzmanlar, bu tür kısıtlamaların uzun vadede iki ülke arasındaki güven bunalımını derinleştireceğini ve bölgesel istikrarı tehdit edeceğini belirtiyor. Ayrıca, uluslararası toplum, Hindistan ve Pakistan'ı diyaloğa çağırıyor; ancak taraflar arasındaki güvensizlik, krizin çözümünü zorlaştırıyor. Pakistan'ın bu kararı, aynı zamanda Hindistan'ın Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi'ndeki bazı ülkelerle yürüttüğü diplomatik girişimlere bir yanıt olarak da değerlendiriliyor.
Türkiye Açısından Değerlendirme
Bu gelişme, Türkiye'nin yakından izlediği Güney Asya'daki istikrarsızlığın bir yansıması olarak değerlendirilebilir. Türkiye, Keşmir meselesinde tarihsel olarak Pakistan'a yakın bir tutum sergilemiş ve taraflar arasında diyalog çağrısında bulunmuştur. Hava sahası kısıtlamaları, küresel enerji ve ticaret yollarının güvenliği açısından da önem taşıyor; bu durum, Türkiye'nin Orta Koridor girişimi gibi alternatif ticaret yollarını daha da önemli hale getirebilir. Türkiye, bölgedeki gerilimin düşürülmesi için arabuluculuk yapabilecek bir konumda olup, bu tür krizlerin Türk dış politikasının bölgesel istikrar vurgusuyla örtüştüğü söylenebilir.