Manchester'ın son otuz yıldaki olağanüstü dönüşümü, İngiltere'nin kuzeyindeki bu sanayi kentini küresel bir başarı hikâyesine dönüştürdü. Ancak İşçi Partisi'nin 'yumuşak sol' kanadından milletvekillerinin, Başkanlık modeliyle yönetilen Greater Manchester'ın popüler belediye başkanı Andy Burnham'a verdiği destek, şehrin canlanışından yanlış dersler çıkarıldığını gösteriyor. Manchester'ın yeniden doğuşu, özel sektör yatırımları, serbest piyasa dinamikleri ve merkezi hükümetin müdahaleci olmayan politikaları sayesinde gerçekleşti. Oysa Burnham ve destekçileri, bu başarıyı kamusal harcamaların ve belediye müdahaleciliğinin bir zaferi olarak sunma eğilimindeler.
Manchester'ın Dönüşümünün Ardındaki Faktörler
1990'ların başında terkedilmiş fabrikalar ve işsizlikle boğuşan Manchester, bugün Birleşik Krallık'ın en hızlı büyüyen ekonomilerinden birine ev sahipliği yapıyor. Kentin siluetini şekillendiren gökdelenler, Medya Şehri Salford Quays'deki BBC binası ve ardı ardına açılan teknoloji girişimleri, aslında özel yatırımcıların ve uluslararası sermayenin eseri. Şehir, Londra dışındaki en büyük finans ve hizmet sektörü kümelenmesine sahip. Özellikle 1996'da yaşanan IRA bombalamasının ardından başlatılan kentsel dönüşüm, kamu-özel ortaklıklarıyla yürütülse de, itici güç özel sektörün risk alma iştahıydı. Manchester'ın havaalanı bile, bir belediye şirketi olarak yönetilmesine rağmen, ticari bir mantıkla büyüdü.
Andy Burnham'ın 2017'de Greater Manchester Belediye Başkanı seçilmesiyle birlikte, 'Kuzeyin Gücü' gibi merkezi hükümet girişimlerine rağmen bölgesel eşitsizlikler devam etti. Burnham, toplu taşıma yatırımları ve sosyal konut projeleriyle popülerliğini korusa da, asıl istihdam artışı özel sektörde yaşandı. Örneğin, şehrin start-up ekosistemi, yılda yüzlerce yeni iş yaratırken, kamu istihdamı nispeten sabit kaldı. Burnham'ın kamu yararına yönelik retoriği, aslında Manchester'ın özel sektör tarafından yönlendirilen başarısını gölgeliyor.
Bölgesel ve Küresel Boyut
Manchester deneyimi, post-endüstriyel şehirlerin dönüşümü için bir model olarak dünya çapında inceleniyor. Detroit'ten Bilbao'ya kadar pek çok kent, Manchester'ın kültür ve yaratıcı endüstriler yoluyla yeniden markalaşmasını örnek alıyor. Ancak bu modelin sürdürülebilirliği tartışmalı. Artan konut fiyatları ve soylulaştırma, düşük gelirli sakinleri şehir merkezinden uzaklaştırıyor. Brexit sonrası ticaret engelleri, özellikle finansal hizmetler ve imalat sektöründe belirsizlik yaratıyor. Öte yandan, Manchester'ın uluslararası doğrudan yatırım çekme başarısı, Çin ve Orta Doğu sermayesinin ilgisini canlı tutuyor.
Türkiye Açısından Değerlendirme
Manchester'ın özel girişim odaklı dönüşümü, Türkiye'deki büyükşehir belediyelerine önemli dersler sunuyor. Özellikle İstanbul, İzmir ve Bursa gibi sanayi kentlerinde, kamusal yatırımlar kadar özel sektörün dinamizminin de kalkınmada kritik rol oynadığı görülüyor. Türkiye'de belediyelerin artan borç yükü ve merkezi hükümete bağımlılığı, Manchester modelindeki kamu-özel ortaklıklarının dikkatle incelenmesini gerektiriyor. Ayrıca, Manchester'daki gibi güçlü bir yerel yönetim ve esnek planlama politikaları, Türk şehirlerinin küresel rekabet gücünü artırabilir. Ancak bu modelin sosyal eşitsizlikleri derinleştirme riski, Türkiye'nin kentsel dönüşüm projelerinde dengeleyici mekanizmalar geliştirmesi gerektiğini ortaya koyuyor.