Londra — Tam 33 yıl önce bugün, 13 Eylül 1993'te, İsrail Başbakanı Yitzhak Rabin ile Filistin Kurtuluş Örgütü lideri Yasser Arafat, Washington'daki Beyaz Saray'ın Güney Çimenliği'nde bir araya gelerek kameraların önünde el sıkıştı. O an, ABD Başkanı Bill Clinton'ın gülümsemesiyle tarihe geçti. Ancak aradan geçen üç dekatta, Oslo Anlaşmaları'nın vaat ettiği kalıcı barış hâlâ sağlanamadı. Peki, bu yarım kalan vaat yeniden canlandırılabilir mi?
Oslo'nun Arka Planı ve Çöküşü
Oslo Anlaşmaları, İsrail ile Filistin Kurtuluş Örgütü arasında karşılıklı tanıma ve sınırlı özerklik temelinde bir barış süreci başlatmayı amaçlıyordu. 1993'te imzalanan Oslo I Anlaşması, Filistin Yönetimi'nin kurulmasını ve Batı Şeria ile Gazze Şeridi'nde kademeli özerklik sağlanmasını öngörüyordu. 1995'teki Oslo II ise Batı Şeria'yı A, B ve C bölgelerine ayırarak Filistin özerkliğini genişletiyordu. Ancak süreç, 1995'te Rabin'in bir suikaste kurban gitmesi, ardından gelen İsrail hükümetlerinin yerleşim faaliyetlerini sürdürmesi ve Filistin tarafında artan radikalleşme nedeniyle sekteye uğradı. 2000'deki İkinci İntifada, Oslo'nun fiilen sonunu getirdi. Bugün Batı Şeria'da 400 binden fazla İsrailli yerleşimci yaşıyor ve iki devletli çözüm giderek imkânsızlaşıyor.
Bölgesel ve Küresel Boyut
Oslo'nun başarısızlığı, sadece İsrail-Filistin meselesini değil, tüm Ortadoğu'yu etkiledi. Abraham Anlaşmaları ile İsrail'in Arap ülkeleriyle normalleşme süreci, Filistin meselesini arka plana itti. Ancak 7 Ekim 2023'te Hamas'ın saldırıları ve ardından Gazze'deki savaş, meselenin hâlâ bölgesel istikrarın anahtarı olduğunu gösterdi. ABD, AB ve BM, iki devletli çözüm için çağrılarını yinelese de somut adım atılamıyor. Uluslararası toplum, Oslo'nun mirasını canlandırmak için yeni bir çerçeve arayışında. Fransa ve Suudi Arabistan'ın öncülüğünde Haziran 2025'te New York'ta düzenlenmesi planlanan konferans, bu arayışın son halkası. Ancak İsrail'in konferansa katılmaması ve Filistin Yönetimi'nin zayıflığı, beklentileri düşürüyor.
Türkiye Açısından Değerlendirme
Türkiye, Oslo sürecini başından beri desteklemiş, Filistin'in kendi devletini kurmasını savunmuştur. Oslo'nun canlandırılması, Türkiye'nin bölgede artan etkisi ve arabuluculuk rolü açısından fırsat olabilir. Ancak İsrail ile ilişkilerin son yıllarda gerilmesi ve Gazze savaşı, Türkiye'nin manevra alanını kısıtlıyor. Yine de kalıcı bir barış, Türkiye'nin güvenliği ve ekonomik istikrarı için kritik. Türkiye, Filistin Yönetimi'nin güçlendirilmesi ve iki devletli çözüm için uluslararası çabalara aktif katkı sunmalı.