ABD'nin İran'a yönelik bir savaşının bölge genelinde büyük bir yangına yol açabileceği uyarıları, bugünlerde giderek daha fazla haklı çıkıyor. Son haftalarda çatışmanın yayılması, ABD ve Suudi Arabistan'ın Irak'ta İran'a yakınlığıyla bilinen Iraklı milislere yönelik hava saldırıları düzenlemesiyle yeni bir aşamaya girdi. Yemen'deki Husilerin Kızıldeniz'de ticari gemilere yönelik saldırıları da bu tabloya eklenince, Ortadoğu'da ulusal egemenliklerin giderek daha fazla aşındığı ve çatışmanın sınır tanımadığı bir döneme girildiği görülüyor.
Çatışmanın yayılması: Irak ve Yemen'deki gelişmeler
ABD'nin İran'a yönelik politikaları, yalnızca İran topraklarıyla sınırlı kalmıyor. Irak'ta İran destekli Haşdi Şabi güçlerine bağlı milis grupları, ABD üslerine ve Suudi Arabistan'ın petrol tesislerine yönelik saldırılar düzenliyor. Buna karşılık ABD ve Suudi Arabistan, bu gruplara ait hedefleri vuruyor. Bu durum, Irak'ın egemenliğinin ihlal edildiği eleştirilerini de beraberinde getiriyor. Irak hükümeti, ülke topraklarının çatışma alanına dönüşmesini engellemekte zorlanıyor.
Yemen'de ise Husiler, İsrail'in Gazze'deki saldırılarına tepki olarak Kızıldeniz'de uluslararası ticaret gemilerine saldırılar düzenliyor. Bu saldırılar, küresel tedarik zincirlerini tehdit ederken, ABD öncülüğündeki koalisyon güçleri de Husilere yönelik hava operasyonlarını sürdürüyor. Ancak Husilerin vurduğu hedefler arasında yalnızca İsrail bağlantılı gemiler değil, birçok ülkenin ticari gemileri de bulunuyor. Bu durum, deniz ticaretinin güvenliğini ciddi şekilde tehlikeye atıyor.
Bölgesel ve küresel boyut: Yeni bir savaş mı?
Ortadoğu'daki bu gelişmeler, bölgesel güçlerin ve küresel aktörlerin çıkarlarının kesiştiği bir krize işaret ediyor. ABD ile İran arasındaki gerilim, doğrudan bir çatışmaya dönüşme riski taşıyor. İran, uranyum zenginleştirme faaliyetlerini artırarak nükleer programında ilerleme kaydettiğini duyururken, ABD de bölgeye ek askeri güç gönderiyor. Bu durum, taraflar arasında yanlış hesaplamaların büyük bir savaşı tetikleyebileceği endişelerini artırıyor.
Öte yandan, Rusya ve Çin gibi diğer büyük güçler de bu krizden etkileniyor. Rusya, İran'a yakınlaşırken, Çin enerji ihtiyacını Ortadoğu'dan karşılıyor. Küresel enerji fiyatları, çatışmanın yayılması halinde yeni bir şok yaşayabilir. Ayrıca, İsrail'in Filistin politikası da bu krizin önemli bir boyutunu oluşturuyor. Hamas'ın İsrail'e yönelik saldırıları ve İsrail'in Gazze'deki operasyonları, bölgedeki tansiyonu zaten yükseltmişken, İran'ın bu gruplara verdiği destek, çatışmanın genişlemesine katkı sağlıyor.
Türkiye Açısından Değerlendirme
Bu gelişmeler Türkiye'yi yakından ilgilendiriyor. Türkiye, Irak ve Suriye'nin kuzeyinde PKK/YPG'ye karşı operasyonlar yürütürken, İran'ın bölgedeki nüfuzu doğrudan güvenliğini etkiliyor. Ayrıca, Katar ve Azerbaycan'dan gelen enerji hatları ile Körfez'deki ticaret yollarının güvenliği, Türkiye için hayati önem taşıyor. Kızıldeniz'deki saldırılar, Türkiye'nin dış ticaretini olumsuz etkileyebilir. Türkiye, hem ABD hem de İran ile diyalog kanallarını açık tutarak, bölgesel bir savaşın engellenmesi için arabuluculuk rolü üstlenebilir. Ayrıca, Irak'ın toprak bütünlüğünün korunması ve PKK'nın bu istikrarsızlıktan faydalanmaması için etkin önlemler alması gerekiyor.