Washington, kaos içindeki bir bölgede çıkarlarını ilerletmek için güçlü adamlara ve güçlü devletlere bahse girerken, bu stratejinin uzun vadede başarılı olup olmayacağı, özellikle Türkiye gibi bölgesel aktörler tarafından yakından izleniyor. ABD yönetimi, Ortadoğu'daki istikrarsızlığı kontrol altına almak ve kendi önceliklerini hayata geçirmek için otoriter liderlerle iş birliğini artırırken, bu yaklaşımın bölgesel dinamikleri derinden etkilemesi bekleniyor.
Güçlü Devletlerle Yeni İttifaklar
ABD Başkanı Donald Trump'ın Ortadoğu politikası, geleneksel müttefiklerle ittifakları sürdürürken, bölgede nüfuz sahibi güçlü aktörlerle ilişkileri derinleştirme üzerine kurulu. Suudi Arabistan Veliaht Prensi Muhammed bin Salman, Mısır Cumhurbaşkanı Abdülfettah es-Sisi ve Birleşik Arap Emirlikleri liderleriyle kurulan yakın temaslar, Washington'un bölgedeki kaosu yönetmek için güçlü yönetimlere yaslandığının en açık göstergesi. Bu aktörlerin, İran'ın bölgesel yayılmacılığına karşı bir denge unsuru olarak görüldüğü belirtiliyor.
Trump yönetimi, bu liderlerle ilişkilerini geliştirirken, insan hakları ihlalleri ve demokratik gerileme gibi endişeleri ikinci plana atmış durumda. Bunun yerine, ticari anlaşmalar, silah satışları ve güvenlik iş birliği ön plana çıkarılıyor. Özellikle İbrahim Anlaşmaları ile İsrail ve bazı Arap ülkeleri arasında normalleşme sürecinde bu ülkelerin oynadığı yapıcı rol, Washington'un gözünde bu aktörlerin değerini artıran önemli bir faktör olarak değerlendiriliyor.
Bölgesel Kaos ve Güç Dengesi
Ortadoğu, Suriye iç savaşı, Yemen'deki çatışmalar, Irak'taki siyasi istikrarsızlık ve İran'ın nükleer programı gibi kronik sorunlarla boğuşurken, ABD'nin güçlü adamlara dayalı politikasının bu sorunları çözüp çözemeyeceği tartışma konusu. Uzmanlar, bu yaklaşımın kısa vadede istikrar sağlayabileceğini ancak uzun vadede toplumsal hoşnutsuzlukları artırabileceğini ve bölgesel gerilimleri derinleştirebileceğini belirtiyor.
Öte yandan, bu politika, bölgedeki diğer güçlü aktörler olan Türkiye, İran ve İsrail ile ilişkileri de etkileyen yeni bir güç dengesi oluşturuyor. Türkiye, ABD'nin Suriye'de PKK/YPG'ye verdiği destek ve bazı Arap ülkeleriyle yakınlaşması nedeniyle bu politikadan doğrudan etkilenen ülkelerden biri. ABD'nin güçlü devletlerle ittifakı, Türkiye'nin Doğu Akdeniz'deki enerji politikaları ve Kafkasya'daki denge arayışları gibi konularda da yeni dinamikler yaratıyor.
Türkiye Açısından Değerlendirme
ABD'nin Ortadoğu'da güçlü devletlerle iş birliğini artırması, Türkiye açısından doğrudan sonuçlar doğurabilecek bir gelişme. Ankara, özellikle Suriye ve Irak'ta terörle mücadele kapsamında ABD ile zaman zaman karşıt saflarda yer alırken, Washington'un bu bölgede güçlü aktörlere yaslanması, Türkiye'nin bölgesel vizyonuyla çelişebilir. Aynı zamanda, ABD'nin bölgeden askeri olarak kısmen çekilerek yerli vekillere ve güçlü devletlere alan açması, Türkiye'nin kendi çıkarlarını korumak için diplomatik ve güvenlik politikalarını yeniden gözden geçirmesini gerektirebilir. Bu durum, Türk dış politikasının daha bağımsız hamleler yapmasını ve bölgesel aktörlerle çok yönlü ilişkiler kurmasını teşvik edebilecek bir ortam yaratıyor.