Yirmi yılı aşkın bir süredir bitmek bilmeyen savaşlar Orta Doğu'yu istikrarsızlaştırdı, devasa insan acılarına, yerinden edilmelere ve travmalara yol açtı. Bölge, barış olasılığına olan inancını yitirmiş ve barışı mümkün kılacak yapıların yokluğuyla tükenmiş durumda. Orta Doğu artık bir kırılma noktasında: ya mevcut kaos derinleşecek ya da yeni bir denge inşa edilecek. Uzmanlara göre, bu dengeyi kuracak aktörler büyük güçler değil, orta ölçekli güçler (middle powers) olacak. Bu ülkelerin yükselişi ya da başarısızlığı, bölgedeki barışın kaderini belirleyecek.
Orta Güçlerin Yükselişi: Yeni Bir Denge Arayışı
Orta Doğu'daki orta güçler, başta Suudi Arabistan, Birleşik Arap Emirlikleri (BAE), Katar, Mısır ve Türkiye olmak üzere, son yıllarda bölgesel ve küresel düzeyde daha aktif bir rol üstleniyor. Bu ülkeler, geleneksel olarak ABD ve Rusya gibi büyük güçlerin gölgesinde kalan politikalarını artık daha bağımsız bir şekilde yürütüyor. Özellikle ABD'nin Orta Doğu'dan askeri olarak çekilme eğilimi ve Rusya'nın Ukrayna'daki savaşa odaklanması, bu orta güçlere yeni bir manevra alanı açtı.
Bu ülkelerin yükselişi, sadece askeri güçle sınırlı değil; ekonomik çeşitlendirme, enerji diplomasisi ve teknolojik yatırımlarla destekleniyor. Örneğin, Suudi Arabistan'ın Vizyon 2030 projesi ve BAE'nin uzay programları, bu ülkelerin bölgesel liderlik iddialarını güçlendiriyor. Katar ise enerji zenginliğini ve medya gücünü kullanarak bölgesel arabuluculuk rollerine soyunuyor. Mısır, Doğu Akdeniz'deki enerji rezervleri ve Süveyş Kanalı üzerindeki stratejik konumuyla önemini artırıyor.
Türkiye ise hem askeri kapasitesi hem de diplomatik inisiyatifleriyle (Libya, Karabağ, Somali) bölgesel bir güç olarak öne çıkıyor. Ancak bu ülkelerin birbirleriyle yaşadığı rekabet (örneğin Katar krizi, Doğu Akdeniz'deki hidrokarbon anlaşmazlıkları) bölgesel istikrarı tehdit eden unsurlar olarak varlığını sürdürüyor.
Bölgesel ve Küresel Boyut: Barışın Önündeki Engeller
Orta Doğu'daki çatışmaların kökenleri karmaşık: Filistin meselesi, mezhepsel bölünmeler, otoriter yönetimler, su kaynakları üzerindeki anlaşmazlıklar ve dış müdahaleler. Yirmi yıldır süren Irak ve Suriye savaşları, Yemen'deki iç savaş ve Lübnan'daki siyasi krizler, bölgeyi harap etti. Bu durum, milyonlarca insanın yerinden edilmesine ve bölge dışına göç etmesine neden oldu. Birleşmiş Milletler verilerine göre, bölgede yaklaşık 12 milyon insan yerinden edilmiş durumda.
Barışın tesisi için orta güçlerin iş birliği yapması kritik. Ancak bu ülkelerin kendi çıkarları çoğu zaman birbirleriyle çakışıyor. Örneğin, Suudi Arabistan ve İran arasındaki rekabet, bölgedeki birçok çatışmada (Yemen, Suriye, Lübnan) vekalet savaşlarına dönüşüyor. Orta güçlerin bir araya gelerek güven artırıcı önlemler alması ve diyalog mekanizmaları kurması, barışın ön koşulu olarak görülüyor. 2023 yılında Suudi Arabistan ve İran'ın Çin arabuluculuğunda anlaşması, bu tür bir diyalogun mümkün olduğunu gösterdi. Bu adım, bölgesel istikrar için umut verici olarak değerlendiriliyor.
Küresel güçlerin rolü ise değişiyor. ABD'nin bölgeye yönelik ilgisi azalırken, Çin'in ekonomik angajmanı artıyor. Rusya ise Suriye'deki askeri varlığını sürdürüyor. Bu durum, orta güçlere hem fırsatlar hem de riskler sunuyor. Orta güçlerin başarısı, kendi aralarındaki iş birliğine ve dış güçlerin desteğini dengeleme becerilerine bağlı. Eğer bu ülkeler ortak bir vizyon etrafında birleşebilirse, Orta Doğu'da kalıcı barışın zemini oluşabilir; aksi takdirde bölge daha da derin bir kaosa sürüklenebilir.
Türkiye Açısından Değerlendirme
Türkiye, Orta Doğu'da orta güç statüsüne sahip bir ülke olarak bu denklemin merkezinde yer alıyor. Bölgesel krizlerde aktif diplomasi yürüten Türkiye, hem askeri hem insani alanlarda etkisini hissettiriyor. Bu gelişmeler Türkiye için iki yönlü bir fırsat sunuyor: İlk olarak, orta güçlerin artan önemi, Türkiye'nin bölgesel liderlik rolünü güçlendirebilir; ancak bu durum, Suudi Arabistan ve BAE gibi rakiplerle rekabeti de artırabilir. İkinci olarak, barışın tesisi Türkiye'nin sınır güvenliğini ve ekonomik çıkarlarını (örneğin Kuzey Irak'taki petrol hatları) olumlu etkileyebilir. Türkiye'nin, Körfez ülkeleriyle normalleşme adımları ve Mısır'la yakınlaşma çabaları, bu bağlamda olumlu sinyaller olarak değerlendirilebilir. Ancak Türkiye'nin, PKK/YPG gibi terör örgütleriyle mücadelesinde orta güçlerin tutumu kritik önemde. Bu nedenle Türkiye, bölgesel iş birliğini geliştirirken ulusal güvenlik çıkarlarını korumaya özen göstermeli.