Orta Doğu ve Afrika, küresel ekonominin en dinamik bölgeleri arasında yer alıyor. 2026 yılı itibarıyla bölgedeki ekonomik büyüme, enerji fiyatlarındaki dalgalanmalar, jeopolitik gerilimler ve yapısal reformlarla şekilleniyor. Uluslararası para fonu ve Dünya Bankası'nın tahminlerine göre, bölge ekonomileri ortalama yüzde 3,5-4 oranında büyüme kaydedecek. Ancak bu büyüme, ülkeler arasında büyük farklılıklar gösteriyor. Körfez ülkeleri, yüksek petrol gelirleri ve çeşitlendirme çabalarıyla öne çıkarken, Sahra Altı Afrika ülkeleri borç yükü ve altyapı eksiklikleriyle mücadele ediyor.
Gelişmenin arka planı
Orta Doğu ve Afrika ekonomileri, son yıllarda önemli dönüşümler geçiriyor. Suudi Arabistan, Birleşik Arap Emirlikleri ve Katar, Vizyon 2030 gibi programlarla petrol dışı gelirlerini artırmayı hedefliyor. Bu kapsamda turizm, finans ve teknoloji sektörlerine büyük yatırımlar yapılıyor. Örneğin, Dubai ve Abu Dabi, küresel finans merkezleri olma yolunda ilerliyor. Diğer yandan Mısır, Türkiye ve İran gibi ülkeler, ekonomik istikrarı sağlamak için zorlu reformlar uyguluyor. Mısır, Uluslararası Para Fonu ile yaptığı anlaşmalar çerçevesinde sübvansiyonları kaldırırken, İran uluslararası yaptırımların gölgesinde enflasyonla mücadele ediyor.
Afrika kıtası ise doğal kaynaklar açısından zengin. Kobalt, lityum ve nadir toprak elementleri, elektrikli araç ve yenilenebilir enerji teknolojileri için kritik öneme sahip. Bu kaynaklar, kıtaya yabancı yatırımları çekiyor. Çin ve Avrupa Birliği ülkeleri, kaynakların işlenmesi ve tedarik zincirlerinin güvence altına alınması için Afrika ülkeleriyle anlaşmalar yapıyor. Bununla birlikte, altyapı eksiklikleri, siyasi istikrarsızlık ve borç krizleri, bu yatırımların önündeki en büyük engeller olarak duruyor.
Bölgenin ticaret hacmi, küresel ticaretin yaklaşık yüzde 8'ini oluşturuyor. Orta Doğu ülkeleri, enerji ihracatında öncü konumdayken, Afrika ülkeleri tarım, madencilik ve tekstil ürünleriyle küresel pazarlarda yer alıyor. Bölgesel ticaret anlaşmaları ise ekonomik entegrasyonu artırıyor. Serbest ticaret bölgelerine rağmen, kıta içi ticaret hala yüzde 20 seviyelerinde seyrediyor. Bu oranın artırılması, sınır ötesi altyapı yatırımlarına bağlı.
Bölgesel ve küresel boyut
Orta Doğu ve Afrika'daki ekonomik gelişmeler, küresel ekonomiyi yakından etkiliyor. Enerji arz güvenliği, bu bölgenin küresel önemini artırıyor. Rusya-Ukrayna savaşı sonrasında Avrupa ülkeleri, enerji ihtiyaçlarını Orta Doğu ve Afrika ülkelerinden karşılamaya yöneldi. Bu durum, bölge ülkelerinin enerji pazarlarındaki elini güçlendirdi. Öte yandan, küresel yeşil enerji geçişine yönelik politikalar, fosil yakıtlara bağımlı olan ülkeler için uzun vadeli bir risk oluşturuyor. Suudi Arabistan ve BAE, bu dönüşümü fırsata çevirebilmek için yenilenebilir enerji ve hidrojen projelerine yatırım yapıyor.
Küresel ticaret savaşları ve tedarik zinciri kesintileri, Orta Doğu ve Afrika'yı da etkiliyor. Özellikle Çin-ABD arasındaki gerilim, bölge ülkelerinin ihracat pazarlarını çeşitlendirmesini teşvik ediyor. Afrika ülkeleri, gelişmiş ülkelere olan bağımlılığı azaltmak için Asya ve Latin Amerika ile ticari ilişkilerini derinleştiriyor. Bu bağlamda, Afrika Kıtasal Serbest Ticaret Bölgesi (AfCFTA) gibi inisiyatifler, kıta içi ticareti artırmayı ve yatırımları kolaylaştırmayı hedefliyor. Ancak, bu anlaşmaların etkin uygulanması, gümrük ve altyapı sorunlarının çözülmesine bağlı.
Türkiye Açısından Değerlendirme
Bu gelişmeler, Türkiye için stratejik fırsatlar ve riskler barındırıyor. Orta Doğu ve Afrika, Türkiye'nin dış ticareti ve savunma sanayii ihracatı için önemli bir pazar. Türk müteahhitlik firmaları, Afrika'da üstlendikleri projelerle bölgede aktif rol oynuyor. Aynı zamanda, Türkiye'nin enerji ithalatında bu bölge kritik; doğalgaz ve petrolün önemli bir kısmı buradan sağlanıyor. Bölgedeki istikrar, Türkiye'nin enerji arz güvenliği ve ticaret yolları açısından hayati. Ayrıca, Türkiye'nin savunma sanayii ürünleri (İHA/SİHA başta olmak üzere) Afrika ülkeleri tarafından ilgi görüyor. Ancak bölgedeki jeopolitik rekabet ve çatışmalar, Türkiye'nin dengeli bir dış politika izlemesini gerektiriyor. Türkiye, bu ortamda ekonomik işbirliği ve kazan-kazan politikalarıyla bölgede kalıcı bir rol üstlenebilir.