Rusya'nın işgali altındaki Oleşki kentinden çıkan telefon mesajı, acı bir gerçeği dile getiriyordu: Şehirde kalan yaklaşık 2 bin sivil için yiyecek bulmak neredeyse imkânsız hale geldi. Ukrayna'nın güneyindeki bu küçük kent, aylardır süren çatışmalar ve kuşatma nedeniyle insani yardımdan mahrum kalmış durumda. Sakinler, hayatta kalmak için ot yemek zorunda kalıyor. Ölüler gömülemediği için köpekler tarafından yeniyor. İnsansız hava araçları (drone) saldırıları yüzünden cenazeler bile kaldırılamıyor. Oleşki, savaşın en karanlık yüzünü gözler önüne seriyor.
Kuşatma Altındaki Şehirde Yaşam Mücadelesi
Oleşki, Herson'un hemen karşısında, Dnipro Nehri'nin sol yakasında yer alıyor. Rus güçleri tarafından ele geçirildiğinden bu yana, kentle dış dünya arasındaki bağlantı neredeyse tamamen kesilmiş durumda. Ukraynalı yetkililer, bölgeye insani yardım ulaştırmayı denese de Rus ordusunun engellemeleri ve sürekli drone saldırıları nedeniyle bu çabalar sonuçsuz kalıyor. Telefon mesajında, "Yiyecek yok, su yok, ilaç yok. Kalanlar ot yiyor" ifadeleri yer alıyordu. Bölgedeki sivil halk, bir yandan açlıkla mücadele ederken, diğer yandan da her an üzerlerine düşebilecek bombalardan kaçmaya çalışıyor.
Şehirde mahsur kalanların sayısı tam olarak bilinmiyor ancak yaklaşık 2 bin kişinin kaldığı tahmin ediliyor. Bunların çoğu yaşlılar, hastalar ve savaş bölgesinden kaçamayacak durumda olanlar. Ukrayna hükümeti, tahliye koridorları açmak için Rus tarafıyla görüşmeler yürütse de, şu ana kadar somut bir sonuç alınamadı. Rus yetkililer ise bölgede herhangi bir insani kriz olduğu iddialarını reddediyor ve Ukrayna'yı provokasyonla suçluyor.
Ölenlerin cesetleri ise sokaklarda kalmış durumda. Yetkililer, drone saldırıları nedeniyle cenazeleri toplayamıyor. Görgü tanıkları, başıboş köpeklerin cesetleri parçaladığını ve kokunun dayanılmaz boyutlara ulaştığını aktarıyor. Bu durum, salgın hastalık riskini de beraberinde getiriyor. Bölgede kolera ve tifo gibi hastalıkların görülme ihtimali endişe verici boyutlarda.
Bölgesel ve Küresel Boyut: Savaşın Görünmeyen Yüzü
Oleşki'de yaşananlar, Ukrayna savaşının en acımasız yönlerinden birini oluşturuyor: sivil halkın sistematik olarak hedef alınması ve insani yardımların engellenmesi. Birleşmiş Milletler ve uluslararası insan hakları örgütleri, Rusya'nın işgal altındaki bölgelerde savaş suçu işlediğini defalarca dile getirdi. Ancak uluslararası toplumun bu konuda etkili bir yaptırım uygulayamaması, benzeri trajedilerin yaşanmasına zemin hazırlıyor.
Oleşki, stratejik olarak da önemli bir noktada bulunuyor. Dnipro Nehri'nin sol yakasında yer alması, Rusya'nın Herson bölgesindeki kontrolünü pekiştirmesi açısından kritik. Ukrayna'nın geçen yıl Herson'u geri almasının ardından nehrin karşı yakasındaki bu kent, Rus işgali altında kaldı. Bölge, sürekli bir çatışma hattı haline geldi ve sivil kayıpların sayısı her geçen gün artıyor.
Uluslararası Kızılhaç Komitesi ve diğer yardım kuruluşları, bölgeye erişim taleplerinin Rus makamları tarafından sürekli reddedildiğini belirtiyor. Bu durum, sivil halkın temel ihtiyaçlardan yoksun bırakılmasının bir savaş stratejisi olarak kullanıldığını gösteriyor. Uzmanlar, bu tür kuşatma taktiklerinin uluslararası hukuka aykırı olduğunu vurguluyor.
Oleşki'de yaşanan insani drama, Ukrayna'daki savaşın sadece askeri bir çatışma olmadığını, aynı zamanda bir insanlık krizi olduğunu bir kez daha gözler önüne seriyor. Savaşın sona ermesi için diplomatik çabalar sürse de, sahada durum her geçen gün daha da kötüleşiyor. Sivil halk, adeta bir cehennemde hayatta kalma mücadelesi veriyor.
Türkiye Açısından Değerlendirme
Oleşki'deki insani kriz, Türkiye'nin Ukrayna savaşındaki dengeli tutumunu ve insani diplomasi çabalarını doğrudan ilgilendiriyor. Türkiye, savaşın başından bu yana hem Ukrayna'nın toprak bütünlüğünü desteklemekte hem de Rusya ile diyalog kanallarını açık tutmaktadır. Bu trajedi, Türkiye'nin tahıl koridoru gibi girişimlerle bölgesel istikrarı sağlama ve insani krizleri hafifletme çabalarının önemini artırıyor. Ayrıca, Karadeniz'deki güvenlik dengeleri ve olası mülteci dalgası, Türkiye'nin güvenlik ve insani politikalarını yakından etkiliyor. Uluslararası toplumun ortak hareket edememesi, Türkiye'nin arabuluculuk rolünü daha da kritik hale getiriyor.