Kimyasal, biyolojik, radyolojik ve nükleer (KBRN) silahlar etrafındaki güncel tartışmalar, o kadar fantastik bir hal aldı ki, artık ciddiyetten uzaklaştı. Çin ordusunun biyolojik savaş doktrinini kökten yeniden düşünmesi ve Rusya'nın Ukrayna'da kloropikrin kullanmaya devam etmesi gibi somut gelişmeler yaşanırken, politika tartışmaları hipotetik kabus senaryolarına teslim olmuş durumda. Bu durum, gerçek tehditlerin gözden kaçmasına ve kaynakların yanlış yönlendirilmesine yol açıyor.
Olasılık ve İnandırıcılık Arasındaki Kritik Fark
Politika yapımında sıkça karıştırılan iki kavram, "olasılık" ve "inandırıcılık"tır. Bir senaryonun olası olması, onun inandırıcı olduğu anlamına gelmez. Örneğin, bir devletin biyolojik silah kullanması olasıdır; ancak bu, böyle bir saldırının gerçekleşme ihtimalinin yüksek olduğu anlamına gelmez. Son yıllarda, özellikle Batı'da, KBRN silahlarına ilişkin söylem, sürekli olarak en kötü senaryolar üzerinden şekillendiriliyor. Bu senaryolar, genellikle kanıtlanmamış varsayımlara dayanıyor ve kamuoyunda korku yaratarak siyasi baskı oluşturuyor. Oysa gerçek tehditler, genellikle daha az dramatik ama daha somuttur.
Çin'in biyolojik savaş konusundaki yeniden düşünme süreci, bu bağlamda dikkate değer. Çin ordusu, son yıllarda biyolojik savunma ve biyoteknoloji alanlarına önemli yatırımlar yapıyor. Ancak bu yatırımların ne kadarının saldırı amaçlı olduğu belirsiz. Batılı analistler, Çin'in biyolojik silah programını gizlice yürüttüğü iddialarını sıkça dile getiriyor; fakat bu iddialar somut kanıtlardan yoksun. Öte yandan, Rusya'nın Ukrayna'da kloropikrin kullanması, Kimyasal Silahlar Sözleşmesi'ni açıkça ihlal eden belgelenmiş bir gerçek. Kloropikrin, I. Dünya Savaşı'nda kullanılan bir kimyasal silah olup, son derece toksiktir. Rusya'nın bu maddeyi kullanması, uluslararası hukuku hiçe saydığını gösteriyor.
Bu tür ihlaller, uluslararası toplumun tepkisini çekse de, etkili bir yaptırım mekanizması oluşturulamıyor. Bunun nedeni, büyük güçler arasındaki jeopolitik rekabet ve çıkar çatışmaları. Ayrıca, KBRN silahlarına ilişkin politikalar, genellikle istihbarat raporlarına dayanıyor; ancak bu raporlar bazen abartılı veya yanıltıcı olabiliyor. Irak'ta olduğu gibi, yanlış istihbarat, felaketle sonuçlanan savaşlara yol açabiliyor.
Küresel ve Bölgesel Yansımalar
KBRN silahlarına ilişkin politikaların kabus senaryoları üzerinden şekillenmesi, küresel güvenlik mimarisini olumsuz etkiliyor. Özellikle NATO ve Rusya arasındaki gerilimde, her iki taraf da birbirini KBRN silahı kullanmakla suçluyor. Bu suçlamalar, karşılıklı güvensizliği artırıyor ve silahlanma yarışını tetikliyor. Örneğin, ABD, Rusya'nın kimyasal silah kullanımına karşı yeni yaptırımlar uygularken, Rusya da ABD'yi biyolojik silah programları yürütmekle suçluyor.
Öte yandan, Çin'in biyolojik savaş kapasitesi, Asya-Pasifik bölgesinde endişe yaratıyor. Japonya, Güney Kore ve Tayvan, Çin'in biyolojik silah kullanma ihtimaline karşı savunma önlemlerini artırıyor. Ancak bu önlemler, bölgede bir güvenlik ikilemi yaratabilir: Bir ülkenin savunma amaçlı yaptığı hazırlıklar, komşuları tarafından saldırı amaçlı algılanabilir ve karşı önlemler alınmasına yol açabilir. Bu da bölgesel istikrarsızlığı artırır.
Uluslararası kurumlar, KBRN silahlarının yayılmasını önlemek için çeşitli anlaşmalar ve denetim mekanizmaları oluşturmuş durumda. Kimyasal Silahlar Sözleşmesi (CWC), Biyolojik Silahlar Sözleşmesi (BWC) ve Nükleer Silahların Yayılmasını Önleme Antlaşması (NPT) bunlardan bazıları. Ancak bu anlaşmaların etkinliği, taraf devletlerin iyi niyetine ve denetim mekanizmalarının gücüne bağlı. Rusya'nın kloropikrin kullanımı, CWC'nin denetim ve yaptırım konusunda ne kadar yetersiz olduğunu gösteriyor. Benzer şekilde, BWC'nin denetim mekanizması yok; bu da biyolojik silahların gizlice geliştirilmesine olanak tanıyor.
Türkiye Açısından Değerlendirme
Türkiye, KBRN tehditlerine karşı hassas bir coğrafyada yer alıyor. Suriye'deki iç savaş sırasında kimyasal silah kullanımı, Türkiye'yi doğrudan etkilemiş ve mülteci akınına neden olmuştu. Rusya'nın Ukrayna'da kloropikrin kullanması, Karadeniz'deki güvenlik dengelerini sarsıyor; Türkiye, Montrö Boşlukları'nı kullanarak bölgede denge politikası izlemeye çalışıyor. Ayrıca, Türkiye, NATO'nun KBRN savunma kapasitesini güçlendirmek için çaba sarf ediyor. Çin'in biyolojik silah programı iddiaları ise Asya-Pasifik'te uzak bir tehdit gibi görünse de, küresel istikrarsızlık Türkiye'nin ekonomik ve güvenlik çıkarlarını dolaylı yoldan etkileyebilir. Türkiye, uluslararası KBRN denetim mekanizmalarının güçlendirilmesi için diplomatik çaba göstermeli ve bölgesel işbirliklerini artırmalıdır.