Avustralya'nın en kalabalık eyaleti Yeni Güney Galler'de (NSW) geçen yıl cezaevinde ölen İlk Uluslar (Aborjin ve Torres Boğazı Adalıları) üyelerinin sayısı, kayıtların tutulmaya başlanmasından bu yana en yüksek seviyeye ulaştı. Savunucular, bu yılki rakamların daha da kötüleşmesinden korkuyor. Aileler, adalet sisteminin yetersizliklerini ve cezaevi koşullarında yaşanan ihmal ve kötü muameleyi protesto ediyor. Geçen yıl en az 12 İlk Uluslar üyesi NSW cezaevlerinde yaşamını yitirdi; bu sayı 2022'de kaydedilen 10 ve 2021'deki 7'den daha yüksek. Bu ölümler, çoğu intihar veya doğal nedenlere bağlansa da, aileler ve aktivistler yetkilileri gözaltındaki Yerli halkın korunmasında başarısız olmakla suçluyor.
Karlene Whitton'ın Acısı: Oğlunu Üç Ayda Kaybetti
Karlene Whitton, oğlu Matthew Roberts'ın 2023 yılında cezaevine girmesinden sadece üç ay sonra intihar ettiğini söylüyor. Matthews, 28 yaşındaydı ve Sydney'in batısındaki bir cezaevinde tutuluyordu. Whitton, "Her gece onu hayal ediyorum" diyor ve ekliyor: "Onu bulduklarında ne gördüler, bilmiyorum. Ama bu görüntü aklımdan çıkmıyor." Matthew'un ailesi, onun akıl sağlığı sorunları olduğunu ve cezaevinde yeterli destek alamadığını belirtiyor. Whitton, "Onun ölümü önlenebilirdi. Yetkililer onu görmezden geldi, yardım çağrılarımızı duymadılar" diye konuşuyor.
NSW Cezaevleri Departmanı, ölümlerin her birinin bağımsız bir incelemeye tabi tutulduğunu ve eyaletin İlk Uluslar topluluğuyla çalışarak cezaevi koşullarını iyileştirmeye kararlı olduğunu açıkladı. Ancak savunucular, bu açıklamaları "boş sözler" olarak nitelendiriyor. İlk Uluslar Sağlık ve Refah Konseyi'nin sözcüsü, "Her ölüm bir trajedi, ancak yetkililer her seferinde aynı pişmanlık söylemlerini tekrarlıyor ve hiçbir şey değişmiyor" dedi.
Yerli Toplumunun Adalet Sistemiyle İmtihanı
Avustralya genelinde İlk Uluslar halkı, nüfusun yaklaşık yüzde 3,2'sini oluşturmasına rağmen cezaevi nüfusunun yaklaşık yüzde 30'unu oluşturuyor. Bu orantısızlık, sistemik ırkçılığın ve yapısal eşitsizliklerin bir yansıması olarak görülüyor. NSW'deki rekor ölüm sayısı, bu sorunun vahametini bir kez daha gözler önüne serdi. Uzmanlar, polis ile Yerli toplumu arasındaki güvensizliğin, yargı öncesi tutukluluk oranlarının yüksekliğinin ve cezaevlerindeki akıl sağlığı hizmetlerinin yetersizliğinin bu tabloda etkili olduğunu belirtiyor.
Cezaevlerindeki ölümler, sadece Avustralya'ya özgü bir sorun değil. Dünya genelinde birçok ülkede, özellikle yerli halkların yoğun olarak cezaevine girdiği sistemlerde benzer tartışmalar yaşanıyor. Ancak Avustralya'daki durum, ülkenin kolonyal geçmişi ve yerli halkın maruz kaldığı tarihsel travmalarla doğrudan bağlantılı. 1991'de yapılan bir kraliyet komisyonu raporu, cezaevlerindeki Yerli ölümlerinin "önlenebilir" olduğunu ortaya koymuştu. O tarihten bu yana geçen 30 yılda, bu ölümlerin sona ermesi için atılan adımlar yetersiz kaldı.
Türkiye Açısından Değerlendirme
Türkiye'nin bu gelişmeyle doğrudan bir bağlantısı bulunmamakla birlikte, azınlık hakları, cezaevi koşulları ve sistemik eşitsizlikler konusundaki uluslararası tartışmalar, Türkiye'nin de taraf olduğu uluslararası insan hakları sözleşmeleri açısından önem taşıyor. Avustralya'nın yerli halklarına yönelik politikalarına yönelik eleştiriler, ülkelerin azınlık haklarını ne derece uyguladığının küresel bir sınaması olarak görülebilir. Türkiye, kendi ülkesindeki azınlık hakları ve gözaltı koşulları konusunda benzer uluslararası denetimlere tabidir; bu nedenle bu tür haberler, Türk kamuoyunda cezaevi koşulları ve adalet sistemi üzerine yürüyen tartışmalara dolaylı katkı sağlayabilir. Ayrıca, Türkiye'nin Avustralya ile dostane ilişkileri, bu tür iç sorunların ikili gündemde yer almadığını gösteriyor; ancak uluslararası platformlarda insan hakları konularının gündeme getirilmesi, tüm ülkeler için geçerli bir dinamiktir.