Yeni bir araştırma, üniversite öğrencilerinin üçte birinin orta veya şiddetli düzeyde anksiyete yaşadığını ve benzer bir oranın depresyon belirtileri gösterdiğini ortaya koydu. Nörobilimci ve eğitim politikaları uzmanı, bu tablonun sorumlusunun büyük ölçüde mevcut eğitim sisteminin yarattığı baskı ortamı olduğunu savunuyor. Uzmanlar, gençliğin zihinsel sağlığını korumak için müfredatın ve okul ikliminin köklü biçimde değiştirilmesi gerektiğini vurguluyor. Peki okullar gerçekten kaygıyı tetikleyen bir ortam mı haline geldi?
Eğitim sistemi ve gençlik üzerindeki psikolojik etkileri
Son yıllarda yapılan çok sayıda araştırma, üniversite öğrencileri arasında anksiyete ve depresyon oranlarının artışını belgeliyor. Bu yıl yapılan 84 bin katılımcılı geniş çaplı bir anket de bu eğilimi doğruluyor. Sonuçlara göre, öğrencilerin yaklaşık yüzde 33'ü kendini orta veya şiddetli anksiyete düzeyinde tanımlarken, benzer bir oran depresyon belirtileri rapor ediyor. Uzmanlara göre bu artış, yalnızca kişisel etkenlerle açıklanamaz; eğitim sisteminin dayattığı sınav stresi, rekabet ortamı ve gelecek belirsizliği gibi yapısal sorunların etkisi büyük.
Nörobilimci Dr. Sarah Williams, eğitim sisteminin çocukların beyin gelişimine uygun olmayan bir şekilde tasarlandığını belirtiyor: 'Beyin, ergenlik döneminde keşfe, sosyal etkileşime ve yaratıcılığa açıktır, ancak oturup ezber yapmaya ve yüksek riskli sınavlara odaklanmaya zorlanıyor. Bu durum strese, tükenmişliğe ve kaygıya yol açıyor.' Williams, Finlandiya gibi eğitim sistemlerinde öğrencilerin daha az sınav stresi yaşadığını ve daha iyi zihinsel sağlık göstergeleri sergilediğini hatırlatıyor.
Eğitim sendikaları ve öğrenci temsilcileri de uzun süredir müfredatın yoğunluğundan ve psikolojik destek hizmetlerinin yetersizliğinden şikayetçi. Özellikle koronavirüs salgını, gençleri hem akademik hem sosyal olarak olumsuz etkiledi; uzaktan eğitim sürecinde yaşanan izolasyon, kaygı sorunlarını daha da derinleştirdi. Ancak uzmanlar, pandeminin sadece mevcut sorunları görünür kıldığını; kök nedenlerin eğitim sisteminin yapısında olduğunu düşünüyor.
Bölgesel ve küresel boyut: Dünya genelinde artan endişe
Bu sorun yalnızca bir ülkeye özgü değil; küresel bir gençlik sağlığı krizi olarak değerlendiriliyor. Dünya Sağlık Örgütü (WHO), küresel çapta depresyon ve anksiyete bozukluklarının arttığını ve 2030 yılına kadar bu durumun önde gelen engellilik nedenleri arasında ilk sıralarda yer alacağını öngörüyor. Özellikle gelişmiş ülkelerdeki yüksek yaşam maliyeti ve işsizlik endişesi, gençleri gelecek kaygısına itiyor.
Avrupa'da Finlandiya ve Estonya, müfredatı esneterek ve öğrenci refahını merkeze alarak bu sorunla mücadelede öncü rol oynuyor. Örneğin, Finlandiya'da öğrencilere daha verimli bir öğrenme için daha kısa ders saatleri ve daha fazla fiziksel aktivite sunuluyor. Estonya ise dijitalleşme ve kişiselleştirilmiş öğrenme sayesinde öğrencilerin ilgi alanlarına yönelmesini teşvik ediyor. Bu ülkelerin deneyimleri, kaygı oranlarının düşürülmesinde eğitim reformunun etkili olabileceğini gösteriyor.
Uzmanlar, sorunun çözümü için yalnızca eğitim sisteminin değil, aynı zamanda sağlık ve iş politikalarının da gençlerin psikolojik sağlığı gözetilerek yeniden tasarlanması gerektiğini vurguluyor. Kriz, yalnızca bireysel bir sağlık sorunu değil; toplumsal üretkenliği ve gelecekteki insan kaynağının niteliğini tehdit eden, desteği gerekli bir olgudur.
Türkiye Açısından Değerlendirme
Türkiye'deki gençlik de benzer bir psikolojik tablo sergiliyor. Yüksek sınav baskısı, üniversiteye girişteki rekabet ve genç işsizliği, Türk öğrencilerini kaygı ve depresyona iten temel etkenler arasında. Bu durum, geçen yıl İstanbul'da bir üniversite hastanesinde yapılan araştırmada da öğrencilerin önemli bir kısmının anksiyete belirtileri gösterdiğini ortaya koydu. Türkiye'nin geleceği açısından, eğitim politikalarında öğrenci refahını merkeze alan reformların hayata geçirilmesi kritik. Ayrıca, psikolojik destek hizmetlerinin yaygınlaştırılması ve müfredatın öğrencilerin zihinsel sağlığını koruyacak şekilde rahatlatılması, ülkenin nitelikli insan gücü potansiyelini koruması için şart görünüyor.