Alman federal savcıları, Eylül 2022'de Baltık Denizi'ndeki Nord Stream doğal gaz boru hatlarına düzenlenen sabotaj eylemlerinin bir numaralı şüphelisi olarak Ukraynalı su altı dalgıcı Volodymyr Zhuravlev'in adını gündeme getirdi. Zhuravlev, daha önce Hollywood yapımlarında su altı kamera operatörü olarak çalışmış sıra dışı bir geçmişe sahip. Alman makamları, 26 yaşındaki dalgıcın, patlamaları gerçekleştiren iki kişilik ekibin parçası olduğunu ve Ukrayna devletine bağlı özel bir askeri operasyonla bağlantılı olabileceğini öne sürüyor. Kiev ise iddiaları reddediyor.
Gelişmenin arka planı
Almanya Federal Savcılığı'nın 2023 yılında yayınladığı tutuklama emrine göre, Zhuravlev ve diğer iki şüpheli, 26 Eylül 2022'de Baltık Denizi'nin 80 metre derinliğinde bulunan Nord Stream 1 ve Nord Stream 2 boru hatlarının üç hattını tahrip eden patlamaların arkasındaki isimler. Alman yetkililer, patlayıcıların deneyimli dalgıçlar tarafından yerleştirildiğini ve ekipmanın kiralık bir yatta taşındığını belirtiyor. Zhuravlev'in, patlamaların gerçekleştiği dönemde Polonya'da yaşadığı ve olaydan hemen önce Almanya'ya giriş yaptığı kaydedildi.
Zhuravlev'in savunması, su altı belgesel ve film yapımında çalıştığını, Norveç'in ünlü film stüdyolarında su altı kameramanı olarak görev aldığını, ancak herhangi bir askeri faaliyette bulunmadığını iddia ediyor. Ukrayna hükümeti ise bu iddiaları 'absürt' ve 'Rusya yanlısı provokasyon' olarak nitelendiriyor. Moskova yönetimi ise soruşturmanın kendi hattında yürütülmediğini ve Batı'yı suçlamaya devam ediyor.
Almanya Başbakanı Olaf Scholz, soruşturmanın ciddiyetle takip edildiğini ve adaletin yerini bulacağını söylerken; Avrupa Birliği, enerji altyapısına yönelik saldırıların ortak güvenlik tehdidi oluşturduğunu vurguladı. Uluslararası toplumda bu tür altyapı sabotajlarının yeni bir 'hibrit savaş' yöntemi olarak değerlendirildiği belirtiliyor.
Bölgesel ve küresel boyut
Nord Stream patlamaları, Rusya-Ukrayna savaşının enerji boyutunu derinden etkiledi. Avrupa'nın Rus doğal gazına bağımlılığını azaltma çabalarını hızlandıran olay, aynı zamanda Atlantik'teki güvenlik mimarisini sarsmış durumda. Alman istihbaratının, Ukrayna'nın bu eylemiyle ilgili bilgileri ABD'li mevkidaşlarıyla paylaştığı iddiaları, müttefikler arasında derin bir güven bunalımına yol açtı.
Uzmanlar, boru hatlarının sabotajının sadece bir altyapı saldırısı olmadığını, küresel enerji piyasalarında fiyat şoklarına neden olduğunu ve Avrupa'nın enerji güvenliği politikalarını kökten değiştirdiğini ifade ediyor. Almanya'nın başlattığı soruşturma, uluslararası hukuk açısından kritik bir örnek teşkil ediyor: Devlet destekli olduğu iddia edilen bir eylemin hesap verebilirliği nasıl sağlanacak? Bu süreç, uluslararası ilişkilerde 'cezasızlık' kültürüne karşı yeni bir paradigma yaratabilir.
Türkiye Açısından Değerlendirme
Türkiye, enerji hatlarının güvenliği konusunda hassas bir ülke olarak bu soruşturmayı yakından izliyor. TürkAkım boru hattının Avrupa'ya gaz taşıdığı göz önüne alındığında, kritik altyapıya yönelik sabote etme eylemleri, Türkiye'nin enerji güvenliği stratejilerini doğrudan ilgilendiriyor. Türkiye, Rusya ile enerji işbirliğini sürdürürken, NATO üyesi olarak toplu güvenlik anlayışı içinde hareket ediyor. Bu olay, enerji hatlarının korunması için uluslararası işbirliğinin önemini bir kez daha ortaya koyarken, Türkiye'nin bölgesel enerji merkezi olma hedefinde güvenlik boyutunun da ne kadar kritik olduğunu gösteriyor.