İngiltere'nin ruh sağlığı sistemine yönelik kapsamlı bir inceleme, Dikkat Eksikliği ve Hiperaktivite Bozukluğu (DEHB) ile otizm spektrum bozukluğu için artan talebin Ulusal Sağlık Servisi'ni (NHS) 'sistem arızaları' riskiyle karşı karşıya bıraktığı uyarısında bulundu. Profesör Peter Fonagy liderliğindeki bağımsız inceleme, mevcut hizmet modelinin sürdürülemez olduğunu ve köklü bir dönüşüm gerektiğini ortaya koydu. Rapor, İngiltere'de ruh sağlığı hizmetlerinin geleceği açısından kritik bir dönüm noktası olarak değerlendiriliyor.
Artan talep ve sistemin çıkmazı
Son yıllarda DEHB ve otizm tanısı için başvuran hasta sayısında benzeri görülmemiş bir artış yaşandı. Özellikle pandemi sonrası dönemde, çocuk ve ergen ruh sağlığı hizmetlerine yönelik talep katlanarak arttı. Ancak NHS'in mevcut kapasitesi bu talebi karşılamaktan uzak. Uzun bekleme listeleri, tanı süreçlerindeki gecikmeler ve yetersiz uzman personel, hastaların ve ailelerin mağduriyetini derinleştiriyor. İnceleme, bu durumun yalnızca bireysel bir kriz değil, aynı zamanda sistemik bir başarısızlık olduğunu vurguluyor.
Fonagy raporuna göre, mevcut sistem 'teşhis odaklı' bir yaklaşımla çalışıyor ve hastaların gerçek ihtiyaçlarına yanıt vermekte yetersiz kalıyor. Rapor, sistemin 'ihtiyaç odaklı' bir modele geçmesi gerektiğini savunuyor. Bu modelde, bireylerin yalnızca tanı alması değil, ihtiyaç duydukları destek ve tedaviye hızlı ve etkili bir şekilde erişmesi hedefleniyor. İnceleme, erken müdahale ve toplum temelli hizmetlerin güçlendirilmesinin hayati önem taşıdığını belirtiyor.
İngiltere hükümeti ve NHS yönetimi, raporun bulgularını dikkate alarak acil adımlar atması konusunda baskı altında. Sağlık uzmanları, siyasetçiler ve hasta hakları savunucuları, artan talebin göz ardı edilmesi durumunda sistemin çökme noktasına geleceği konusunda uyarıyor. Rapor, önümüzdeki yıllarda ruh sağlığı hizmetlerine yapılacak yatırımın ve reformların kritik olduğunu gösteriyor.
Küresel boyut ve Türkiye'ye yansımaları
DEHB ve otizm spektrum bozukluğu yalnızca İngiltere'nin değil, tüm dünyanın karşı karşıya olduğu bir halk sağlığı sorunu. Dünya Sağlık Örgütü verilerine göre, dünya genelinde milyonlarca çocuk ve yetişkin bu rahatsızlıklarla yaşıyor. Pandemi sonrası artan farkındalık ve ruh sağlığı hizmetlerine erişimin zorlaşması, birçok ülkede benzer krizlere yol açtı. İngiltere'deki bu inceleme, diğer ülkeler için de uyarı niteliği taşıyor.
Uzmanlar, nöroçeşitlilik konusundaki toplumsal farkındalığın artmasının olumlu bir gelişme olduğunu, ancak bunun beraberinde hizmet kapasitesinin de genişletilmesi gerektiğini belirtiyor. Aksi halde, tanı alan bireylerin desteklenmemesi yeni bir hayal kırıklığı dalgası yaratabilir. Raporda, eğitim, sağlık ve sosyal hizmetler arasında koordinasyonun sağlanması gerektiği vurgulanıyor. Bu, yalnızca sağlık sektörünün değil, tüm toplumun ortak sorumluluğu olarak tanımlanıyor.
Türkiye Açısından Değerlendirme
Türkiye'de de DEHB ve otizm tanısı alan birey sayısı her geçen yıl artıyor. Sağlık Bakanlığı verilerine göre, çocuk ve ergen ruh sağlığı polikliniklerine başvurular son on yılda önemli ölçüde arttı. Ancak Türkiye'de de benzer şekilde uzman hekim ve terapist açığı, uzun bekleme süreleri ve yetersiz toplumsal destek mekanizmaları bulunuyor. İngiltere'deki Fonagy incelemesi, Türkiye için de bir yol haritası sunuyor: ihtiyaç odaklı, erken müdahaleye dayalı ve aileleri güçlendiren bir model. Türkiye'nin genç nüfusu göz önüne alındığında, ruh sağlığı hizmetlerine yapılacak yatırım, gelecekteki sosyal ve ekonomik maliyetleri azaltabilir. Ayrıca, nöroçeşitlilik konusunda toplumsal farkındalığın artırılması ve eğitim sisteminin bu bireyleri desteklemesi kritik önem taşıyor.