New York Roma Katolik Başpiskoposluğu, cinsel istismar iddialarıyla açılan davalarda 1.300'den fazla mağdura toplam 800 milyon dolar ödeme yapmayı kabul etti. Anlaşma, ABD'de Katolik Kilisesi'ne karşı yürütülen cinsel istismar davalarında bugüne kadarki en büyük ikinci tazminat paketi olarak kayıtlara geçti. Los Angeles Başpiskoposluğu'nun 2024 yılında 880 milyon dolarlık bir anlaşmaya varmasının ardından gelen bu gelişme, kilisenin on yıllardır süren istismar skandalında yüzleştiği en ağır mali yüklerden birini oluşturuyor.
Arka Plan: On Yıllara Yayılan İstismar ve Hukuki Mücadele
New York Başpiskoposluğu'na bağlı kiliselerde ve okullarda görev yapan bazı din adamlarının, çocuklara ve gençlere yönelik cinsel istismar iddiaları yıllardır gündemdeydi. Mağdurların bir kısmı, istismarın 1950'li yıllara kadar uzandığını ve kilise yönetiminin bu olayları örtbas ettiğini öne sürüyordu. ABD'de 2000'li yıllardan itibaren eyalet yasalarında yapılan değişiklikler, zaman aşımı sürelerini uzatarak mağdurların dava açmasının önünü açtı. New York eyaletinde 2019 yılında kabul edilen Çocuk Mağdurları Yasası (Child Victims Act), bir yıllık bir süre için zaman aşımını kaldırarak yüzlerce yeni davanın açılmasına olanak tanıdı. Bu yasal düzenleme sonrasında Başpiskoposluğa karşı açılan davaların sayısı hızla arttı ve kilise yönetimi, iflas koruması başvurusu yapmak zorunda kaldı. 2020 yılında başlatılan iflas süreci, mağdurlarla yapılan müzakerelerin temelini oluşturdu. Anlaşma, iflas mahkemesi gözetiminde yürütülen görüşmeler sonucunda ortaya çıktı. Başpiskoposluk, tazminatı ödemek için mülk satışı ve sigorta gelirleri dahil çeşitli kaynakları kullanacak. Anlaşmanın detayları henüz kamuoyuna açıklanmadı; ancak ödeme planının birkaç yıla yayılması bekleniyor. New York Başpiskoposu Kardinal Timothy Dolan, konuyla ilgili yaptığı açıklamada mağdurlardan özür diledi ve kilisenin bu acıyı hafifletmek için elinden geleni yapacağını söyledi. Dolan, "Bu anlaşma, geçmişte yaşanan acıların telafisi için önemli bir adımdır" ifadesini kullandı. Ancak mağdur avukatları, özrün yeterli olmadığını ve kilisenin sorumluluktan kaçmak için yıllarca direndiğini savunuyor. Bazı mağdur grupları, anlaşmanın miktarını yetersiz bulduklarını ve gerçek adaletin sağlanması için daha fazla şeffaflık gerektiğini dile getiriyor.
Küresel ve Bölgesel Boyut: Katolik Kilisesi'nde Hesaplaşma Süreci
New York Başpiskoposluğu'nun 800 milyon dolarlık anlaşması, sadece ABD'de değil, dünya genelinde Katolik Kilisesi'ni sarsan cinsel istismar krizinin son halkalarından biri. Son yıllarda Almanya, Avustralya, İrlanda, Şili ve Fransa gibi ülkelerde de benzer davalar açıldı ve kiliseler büyük tazminatlar ödemek zorunda kaldı. Örneğin Fransa'da 2021 yılında yayımlanan bağımsız bir rapor, 1950'den bu yana 216 bin çocuğun kilise personeli tarafından istismar edildiğini ortaya koymuştu. Bu raporun ardından Fransa Katolik Kilisesi, mağdurlara tazminat ödemek için bağımsız bir kurum oluşturdu. Vatikan, 2019 yılında Papa Francis'in talimatıyla çocuk koruma yasalarını sıkılaştırdı; ancak eleştirmenler, merkezi bir denetim mekanizmasının eksikliğine ve piskoposların hesap verebilirliğinin yetersizliğine dikkat çekiyor. ABD'de ise Katolik piskoposlukları iflas korumasına giderek davalardan kurtulmaya çalışmakla suçlanıyor. New York anlaşması, iflas sürecinin mağdurlar lehine sonuçlanması açısından emsal teşkil edebilir. Öte yandan, kilisenin mali kaynaklarının azalması, bazı bölgelerde okulların ve sosyal hizmetlerin kapanmasına yol açabilir. Uzmanlar, bu tür anlaşmaların kilisenin itibarını daha da zedeleyeceğini ve inananların kiliseye güvenini sarsacağını belirtiyor. Kamuoyu araştırmaları, ABD'de Katoliklerin önemli bir bölümünün kilise yönetimine güvenini yitirdiğini gösteriyor. Ayrıca, istismar mağdurlarının açtığı davalar, diğer ülkelerdeki benzer süreçlere de ilham kaynağı olabilir. New York anlaşması, mağdurların seslerini duyurması ve kilisenin sorumluluk alması açısından bir dönüm noktası olarak değerlendiriliyor.
Türkiye Açısından Değerlendirme
New York Başpiskoposluğu'nun 800 milyon dolarlık tazminat anlaşması, doğrudan Türkiye'yi ilgilendiren bir gelişme olmasa da küresel dinî kurumların hesap verebilirliği ve çocuk hakları açısından önemli bir emsal oluşturuyor. Türkiye'de Katolik Kilisesi'nin etkisi sınırlı olsa da, bu tür davalar dünya genelinde dinî otoritelerin şeffaflık ve sorumluluk ilkelerine uyması yönündeki baskıyı artırıyor. Ayrıca, ABD'deki tazminat dalgası, Türkiye'nin de aralarında bulunduğu ülkelerdeki dinî kurumların geçmişteki istismar iddialarıyla yüzleşmesi gerekliliğini gündeme getirebilir. Uluslararası kamuoyunda çocuk koruma standartlarının yükselmesi, Türkiye'nin de bu alandaki yasal düzenlemelerini gözden geçirmesine katkı sağlayabilir.