Nevada'da bir yargıç, 2020 başkanlık seçimlerinde eski Başkan Donald Trump'ı eyaletin galibi olarak sahte şekilde ilan ettikleri iddiasıyla yargılanan altı Cumhuriyetçi hakkındaki ceza davasını reddetti. Clark County Bölge Yargıcı Mary Kay Holthus, dün (Perşembe) verdiği kararda, iddianamenin yasal olarak yetersiz olduğunu belirterek sanıkların lehine karar verdi. Bu gelişme, eyaletin 'sahte seçiciler' olarak bilinen gruba yönelik yürüttüğü hukuki sürecin önemli bir bölümünün çökmesi anlamına geliyor. Sanıkların avukatları, kararı memnuniyetle karşılarken, savcılık kararı temyiz edeceğini açıkladı.
Gelişmenin arka planı
Son dönemde yaşanan bu yargısal karar, Amerika Birleşik Devletleri'nde 2020 seçim sonuçlarına itiraz sürecinin hukuki yansımalarının bir parçası olarak dikkat çekiyor. Eski Başkan Trump'ın seçim yenilgisini kabul etmemesi üzerine, birçok eyalette seçim sonuçlarını değiştirmeye yönelik girişimlerde bulunulmuştu. Bu bağlamda, Nevada'da 14 Aralık 2020'de toplanan altı Cumhuriyetçi seçici, o dönemde görevde olan Başkan Yardımcısı Mike Pence'e, eyaletin seçim oylarını Trump'a vereceklerini belirten sahte bir belge imzalamıştı. Ancak Nevada'da seçimi resmi olarak Joe Biden kazanmıştı ve bu nedenle söz konusu belge hiçbir zaman geçerli sayılmamıştı.
Geçen yıl aralık ayında Nevadalı savcılar, bu altı kişiyi sahte belge düzenleme ve seçim sürecine müdahale etme suçlarından resmen suçlamıştı. Ancak Yargıç Holthus, dünkü duruşmada, iddianamenin iki ayrı maddesinin de sanıkların eylemlerini yeterince tanımlamadığını ve yasal olarak geçerli bir suç unsuru içermediğini vurguladı. Yargıç, ayrıca, savcılığın sunduğu delillerin, sanıkların bilerek ve isteyerek yasa dışı bir eylemde bulunduklarını kanıtlamakta yetersiz kaldığını ifade etti.
Bu karar, Nevada Başsavcısı Aaron Ford'un ofisinde hayal kırıklığı yaratırken, Ford'un sözcüsü yaptığı açıklamada, 'Bu karar, demokratik sürecimize yönelik ciddi bir saldırı olarak gördüğümüz davada adaletin yerine getirilmesini engellemektedir. Temyiz sürecini başlatacağız ve bu kişilerin hesap vermesi için mücadeleye devam edeceğiz' dedi. Öte yandan, sanıklardan biri olan eski Nevada Cumhuriyetçi Parti Başkanı Michael McDonald, kararın ardından yaptığı açıklamada, 'Bugün hukuk kazandı. Ben ve diğer beş arkadaşım, yıllardır üzerimize atılan bu yanlış suçlamalardan temize çıktık' ifadelerini kullandı.
Bölgesel veya küresel boyut
Bu dava, Amerika'da 2020 seçimlerine ilişkin hukuki süreçlerin bir parçası olarak büyük önem taşıyor. Eski Başkan Trump'ın destekçileri tarafından oluşturulan sahte seçici listeleri, 2020 seçimlerinin ardından birçok eyalette gündeme gelmişti. Bu eyaletler arasında Arizona, Georgia, Michigan, New Mexico, Pennsylvania ve Wisconsin de bulunuyor. Bu eyaletlerdeki sahte seçiciler, benzer şekilde hukuki süreçlerle karşı karşıya kalmış veya bu süreçler halen devam etmektedir. Nevada'daki bu karar, diğer eyaletlerdeki davalara da emsal teşkil edebilecek nitelikte görülüyor. Hukuk uzmanları, bu kararın, sahte seçicilerin yargılanmasını zorlaştırabileceğini ve diğer eyaletlerdeki savcıların elini zayıflatabileceği yorumunda bulunuyor.
Ancak, bu davadaki zamanlama da dikkat çekiyor. Ocak 2025'te göreve başlayacak olan yeni başkan ve Kongre üyeleri için yapılacak seçimler öncesinde, seçim güvenliği konusunun tekrar alevlenmesi söz konusu olabilir. Özellikle Donald Trump'ın 2024'te yeniden aday olma ihtimali, sahte seçicilerle ilgili bu tür davaların siyasi sonuçlarını artırıyor. Bazı gözlemciler, bu kararın Trump'ın 'seçimler çalındı' iddialarını güçlendirebileceğini ve demokratik sürece olan güveni daha da erozyona uğratabileceğini belirtiyor.
Öte yandan, bu karar, federal düzeyde yürütülen soruşturmalarla da bağlantılı olabilir. Adalet Bakanlığı'nın, 2020 seçimlerine müdahale girişimlerine ilişkin soruşturması kapsamında sahte seçicilerin rolünü incelediği biliniyor. Ancak federal yetkililer, şu ana kadar Nevada'daki sanıklar hakkında herhangi bir federal suçlama yöneltmiş değil. Bu durum, eyalet ve federal yetkililer arasında koordinasyon eksikliği olduğu yönünde eleştirilere yol açıyor.
Kararın, özellikle ABD'de seçimlerin meşruiyeti konusundaki tartışmaları yeniden alevlendirmesi bekleniyor. Demokratlar ve seçim güvenliği savunucuları, bu tür davaların düşürülmesinin, gelecekte benzer girişimlerin önünü açabileceği uyarısında bulunuyor. Cumhuriyetçiler ise, bu kararı hukukun üstünlüğünün bir zaferi olarak nitelendiriyor.
Türkiye Açısından Değerlendirme
Bu gelişme, Türkiye'yi doğrudan ilgilendirmese de, ABD'deki demokratik süreçlerin işleyişine dair önemli sinyaller veriyor. Türkiye, ABD ile ilişkilerinde sık sık seçim güvenliği ve demokrasi standartları konusunda karşılıklı eleştiriler yaşıyor. ABD'de bu tür adli kararların, seçim süreçlerinin meşruiyeti üzerinde yaratabileceği tartışmalar, Türkiye'nin kendi seçim süreçleriyle ilgili uluslararası eleştirilere karşı elini güçlendirebilir. Öte yandan, ABD iç siyasetindeki istikrarsızlık, Türkiye-ABD ilişkilerinde öngörülebilirliği zayıflatabilir; bu nedenle Ankara, ABD'deki siyasi gelişmeleri yakından izlemeye devam edecektir.