İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu, bu hafta sonu Batı Şeria'da yaşanan ve dünya kamuoyunda "pogrom" olarak nitelendirilen şiddet olaylarını kınadı. Ancak bu sözlü kınama, Filistin devletini kalıcı olarak ortadan kaldırmayı amaçlayan ve iyi finanse edilen, hesaplı bir kampanyanın üzerini örtme işlevi görüyor. Saldırılar, Netanyahu liderliğindeki sağ koalisyonun göz yummasıyla hareket eden radikal yerleşimcilerin yasa dışı ileri karakollarını genişletme stratejisinin doğal bir sonucu olarak ortaya çıkıyor.
Pogrom Olarak Adlandırılan Saldırıların Arka Planı
Geçtiğimiz hafta sonu Batı Şeria'nın Huwara kentinde yaşananlar, İsrail'in yerleşimci şiddetinin artık sıradanlaştığını ve sistematik bir boyut kazandığını gösteriyor. Sızdırılan güvenlik raporları, saldırıların Hannover örneğindeki gibi tarihsel pogromlarla benzerlik taşıdığını göstermektedir; birçok yerleşimci tarafından koordineli bir şekilde Filistinlilere ait evler, işyerleri ve tarım arazilerine zarar verilmiş, insanlar yaralanmıştır. Netanyahu'nun kınama mesajı, daha sonra Başbakanlık ofisi tarafından yalanlanan bir açıklamaya dayandırılarak Batılı mevkidaşlarını sakinleştirme amacı taşıyor. Yedinci Kanal'a konuşan üst düzey bir emniyet yetkilisi, "Bu olaylar, yerleşimcilerin devlet tarafından finanse edilen radikal örgütleri tarafından planlanıyor; amaç Filistin varlığını yok etmek ve bölgeyi etnik olarak temizlemek" dedi.
İsrail medyasında yer alan haberlere göre, Netanyahu sonrası dönemde başa geçmesi beklenen aşırı sağcı politikacılar, yerleşimci hareketi destekleyen vakıflar aracılığıyla büyük miktarda para topluyor ve İsrail parlamentosunda yasa çıkarmak için lobi faaliyetleri yürütüyor. Bu fonların önemli bir kısmı, Filistin topraklarını ilhak etmek için hukuki alt yapı oluşturmaya harcanıyor. Uluslararası Ceza Mahkemesi (ICC) savcıları, bu faaliyetlerin savaş suçu teşkil edebileceğini değerlendiriyor; ancak İsrail, ICC'nin yetkisini tanımıyor.
Netanyahu Yönetimi ve İki Devletli Çözüm Politikası
Netanyahu'nun liderliğindeki hükümet, ABD Başkanı Joe Biden yönetimiyle ilişkilerde gerginlik yaşamaktan kaçınmak için söylemsel olarak iki devletli çözümü savunuyor; ancak pratikte bu politikayı baltalayan adımlar atıyor. Son olarak Maliye Bakanı Bezalel Smotrich'in yetkilerinin genişletilmesi, Batı Şeria'daki sivil idarenin kontrolünü yerleşimci hareketine yakın isimlere bıraktı. Bu süreçte, ordu ve istihbarat birimleri, Filistinlilere yönelik şiddet eylemlerine karşı etkili tedbir alamıyor; hatta bazı durumlarda olaylara müdahale etmemekle suçlanıyor.
Uluslararası toplumdan yükselen eleştirilere rağmen Netanyahu, koalisyon ortaklarının aşırı gündemini dizginlemekte zorlanıyor. Başbakan, ülke içinde marjinal bir grubun güdümüne girmiş görünümü çizmekten kaçınmak için, "Hepimiz için İsrail" sloganıyla kapsayıcı bir politika izlemeye çalışıyor. Ancak Batılı diplomatlar, bu kapsayıcılığın tamamen söylem düzeyinde kaldığını, gerçekte koalisyon ortaklarının taleplerine daha fazla taviz verildiğini dile getiriyor. Bu durum, İsrail'in uluslararası hukuka bağlılığı konusunda ciddi bir güven bunalımı yaratıyor.
Bölgesel ve Küresel Tepkiler: Arap Ligi'nden BM'ye Kadar Uzanan Eleştiriler
Huwara'daki saldırılar, yalnızca Filistin tarafında değil, Arap dünyasında da büyük bir öfkeye yol açtı. Katar, Suudi Arabistan ve Ürdün gibi ülkelerden gelen kınama mesajları, İbrahim Anlaşmaları ile başlayan normalleşme sürecini tehdit ediyor. Ürdün Dışişleri Bakanı, İsrail'in bu tür şiddete göz yummasının bölgesel istikrarı bozacağını belirtti. Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi'nde, Filistin'in gözlemci statüsünden dolayı söz alan temsilcisi Riyad Mansur, uluslararası toplumu İsrail'i İşgal Altındaki Topraklarda etkili önlemler almaya zorlamaya çağırdı. ABD yönetimi ise geleneksel olarak İsrail'e verdiği desteği korumakla birlikte, son olaylardan duyduğu rahatsızlığı diplomatik dille ifade ediyor.
Uzmanlar, bu tür kınamaların İsrail'in meşruiyetini artırmaktan çok, yerleşimci şiddetini derinleştirdiğini savunuyor. Tel Aviv Üniversitesi'nden Prof. Mordechai Kedar, "Pogromlar, İsrail'in güçlü olduğu imajını pekiştirirken aslında iç çatışmaları derinleştiriyor; ancak şu an için Filistin tarafında bu şiddete karşı koyabilecek bir siyasi liderlik yok" değerlendirmesinde bulunuyor. Geçtiğimiz yıl içinde Batı Şeria'daki şiddet olaylarının sayısı önemli ölçüde arttı; uluslararası insan hakları örgütleri, İsrail ordusunun bu olaylardaki rolünü belgeleyen raporlar yayımladı.
Türkiye Açısından Değerlendirme
Türkiye, Filistin davasına verdiği geleneksel destek çerçevesinde bu saldırıları yakından izliyor. Ankara, İsrail ile son yıllarda başlatılan normalleşme sürecini yürütürken, Filistin hakkının korunmasına da özen gösteriyor. Türkiye, iki devletli çözümün altını çizerek uluslararası platformlarda Filistin devletinin tanınması için girişimlerini sürdürüyor. Bu tür şiddet olayları, Türkiye'nin bölgesel istikrar açısından endişelerini artırmakta ve Ankara'nın İsrail ile ilişkilerinde Filistin dosyasını öncelikli gündem maddesi olarak tutmasını gerektirmektedir. Ayrıca, Türkiye'nin Kudüs girişimleri ve Filistin'e yönelik insani yardımları, bu süreçte önemli bir politik araç olarak öne çıkıyor.