ABD Başkanı Donald Trump’ın İran ile yeni bir anlaşma imzalaması, İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu ve müttefiklerinde büyük bir öfke dalgasına yol açtı. Netanyahu Çarşamba günü anlaşmayla ilgili resmi bir açıklama yapmazken, İsrailli yetkililer bu anlaşmayı stratejik ve siyasi bir felaket olarak nitelendiriyor. Trump’ın imzaladığı anlaşma, İran’ın nükleer programını sınırlamayı hedefliyor ancak İsrail, anlaşmanın bölgedeki güç dengesini bozacağını ve İran’ın tehditlerini artıracağını düşünüyor.
Anlaşmanın perde arkası: İsrail neden endişeli?
İsrailli yetkililere göre, Trump’ın İran ile yaptığı anlaşma, 2015’teki Ortak Kapsamlı Eylem Planı’na (JCPOA) benzer şekilde İran’a önemli ekonomik tavizler veriyor ancak İran’ın balistik füze programını ve bölgesel milis güçlerini kısıtlamıyor. İsrail, anlaşmanın İran’a nükleer silah geliştirme konusunda zaman kazandıracağını ve Tahran’ın Lübnan’daki Hizbullah, Suriye’deki milisler ve Yemen’deki Husiler üzerindeki etkisini meşrulaştıracağını savunuyor. Netanyahu’nun sessizliği, diplomatik bir çıkmazın göstergesi olarak yorumlanıyor. İsrail Başbakanı, anlaşmanın duyurulmasından hemen önce Trump ile telefonla görüşmüş ancak anlaşmayı engelleyememişti. Bu gelişme, İsrail-ABD ilişkilerinde nadir görülen bir gerilime işaret ediyor.
Beyaz Saray’dan yapılan açıklamada, anlaşmanın İran’ın nükleer faaliyetlerini denetim altına alacağı ve bölgede istikrarı artıracağı belirtilirken, İsrail Dışişleri Bakanlığı anlaşmanın “İran’ın saldırgan politikalarını durdurmayacağını” söyledi. İsrail basınında çıkan haberlerde, Netanyahu’nun anlaşmayı “varoluşsal bir tehdit” olarak gördüğü ve Kongre üyeleriyle temasa geçerek anlaşmanın uygulanmasını zorlaştırmayı planladığı öne sürüldü. Ayrıca İsrail’in Suudi Arabistan gibi diğer bölgesel aktörlerle koordinasyon içinde olduğu ve anlaşmaya karşı ortak bir cephe oluşturmaya çalıştığı belirtiliyor.
Bölgesel ve küresel yansımalar: Ortadoğu satrancında yeni hamle
Trump’ın İran anlaşması, yalnızca İsrail’de değil, Körfez ülkelerinde de karışık tepkilere yol açtı. Suudi Arabistan ve Birleşik Arap Emirlikleri, resmi olarak anlaşmaya destek açıklasa da, özel olarak İran’ın bölgesel nüfuzundan endişe ediyor. Katar ise anlaşmayı olumlu karşılayarak Tahran ile ticari ilişkilerini güçlendirmeyi değerlendiriyor. Anlaşma aynı zamanda Avrupa’da da tartışma yarattı; Almanya ve Fransa, nükleer denetim mekanizmalarının yetersiz olduğunu, İngiltere ise anlaşmanın İran’ın insan hakları ihlallerini görmezden geldiğini eleştirdi. Rusya ise anlaşmayı memnuniyetle karşılayarak Tahran ile askeri işbirliğini derinleştirme sinyali verdi.
Anlaşmanın bir diğer önemli boyutu da İran iç siyasetine etkisi. Cumhurbaşkanı İbrahim Reisi, anlaşmayı “ulusal bir zafer” olarak nitelendirirken, reformist kanat anlaşmanın ekonomik rahatlama getireceğini ancak yaptırımların tamamen kalkmadığına dikkat çekti. İran’da yükselen enflasyon ve işsizlik nedeniyle halk anlaşmaya temkinli yaklaşıyor. Uzmanlar, anlaşmanın İran’ın nükleer programını tamamen durdurmayacağını, aksine İran’ın kısa vadede zenginleştirme faaliyetlerini azaltarak uzun vadede daha gelişmiş bir program için altyapı oluşturmasına izin vereceğini öne sürüyor. Bu durum, İsrail’in askeri seçenekleri masada tutma stratejisini güçlendirebilir. Bölgede tansiyonun yükselmesi, petrol fiyatlarında oynaklığa ve küresel enerji piyasalarında belirsizliğe yol açabilir.
Türkiye Açısından Değerlendirme
Türkiye, İran ile nükleer anlaşmaya genel olarak destek veren bir ülke olarak öne çıkıyor. Ancak bu anlaşmanın İsrail’de yarattığı öfke, Türkiye’nin bölgesel politikalarını etkileyebilir. İsrail’in anlaşmaya karşı tepkisi, Ankara-Tel Aviv ilişkilerinde yeni bir gerginlik unsuru oluşturabilir. Ayrıca İran’ın ekonomik olarak rahatlaması, Türkiye’nin enerji ithalatında Tahran’a bağımlılığını artırabilir. Diğer yandan, Suudi Arabistan ve BAE’nin İran’ın nüfuzundan duyduğu endişe, Türkiye’nin Körfez ülkeleriyle rekabetini derinleştirebilir. Türkiye’nin İran ve İsrail arasında bir denge politikası izlemesi gerekecek.