İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu, eylül ayında yapılacak erken genel seçimler öncesinde siyasi kariyerinin en kritik virajlarından birini dönüyor. Uzun yıllardır İsrail siyasetinin "hayatta kalma ustası" olarak bilinen Netanyahu, bir yandan yolsuzluk davalarıyla uğraşırken diğer yandan ABD'nin İran ile vardığı geçici nükleer anlaşmanın yarattığı siyasi depremle baş etmeye çalışıyor.
Gelişmenin arka planı
Netanyahu, 17 Haziran'da Kudüs'te yaptığı açıklamada, ABD ile İran arasındaki geçici anlaşmanın İsrail'in güvenliğini tehdit ettiğini savunarak anlaşmaya sert tepki gösterdi. Başbakanlık konutunda basın mensuplarına konuşan Netanyahu, "Bu anlaşma, dünyanın en büyük terör destekçisine yüz milyarlarca doların önünü açıyor. Bu, İsrail'in varlığına yönelik bir tehdittir" ifadelerini kullandı. Ancak anketlere göre İsrail kamuoyu, bu sert retoriğe rağmen konuya beklenenden daha ılımlı yaklaşıyor.
Reuters muhabirleri Maayan Lubell ve Angus McDowall'ın haberine göre, Netanyahu'nun seçim şansı uzun süredir belirsizdi ancak İran anlaşması bu belirsizliği daha da derinleştirdi. Likud partisi içindeki muhalif sesler, başbakanın aşırı sert tutumunun İsrail'i uluslararası alanda yalnızlaştırdığını ve bu nedenle seçmen nezdinde oy kaybına yol açtığını düşünüyor. Netanyahu ise tam tersine, anlaşmanın İsrail'in güvenlik kaygılarını küçümsediğini ve bu nedenle daha güçlü bir duruş sergilenmesi gerektiğini savunuyor.
Bölgesel veya küresel boyut
Netanyahu'nun siyasi kaderi, sadece İsrail iç siyaseti için değil, bölgesel ve küresel dengeler açısından da önem taşıyor. Uzun süredir İran'ın nükleer programının durdurulması için uluslararası toplumu harekete geçirmeye çalışan Netanyahu, ABD Başkanı Donald Trump'ın 2018'de Kapsamlı Ortak Eylem Planı'ndan (KOEP) çekilmesinden bu yana ABD ile yakın işbirliği yürütüyor. Ancak yeni geçici anlaşma, bu ittifakta bir çatlak yaratmış görünüyor.
İran ile varılan anlaşma, İsrail'in en büyük stratejik tehdidi olarak gördüğü Tahran yönetimine rahatlama sağlarken, bölgedeki diğer aktörlerin pozisyonlarını da etkiliyor. Suudi Arabistan ve Birleşik Arap Emirlikleri gibi Körfez ülkeleri, İran'la diyalogdan yana tavır sergilerken, Netanyahu'nun tehditkar tonu bölgede yalnız kalmasına neden oluyor. Analistler, İran anlaşmasının bölgedeki denklemi yeniden şekillendirdiğini ve Netanyahu'nun bu yeni denklemdeki konumunu korumakta zorlandığını belirtiyor.
Türkiye Açısından Değerlendirme
Netanyahu'nun İran anlaşması karşısındaki tutumu ve olası seçim yenilgisi, Türkiye açısından da önemli sonuçlar doğurabilir. İsrail'de iktidar değişikliği, özellikle Doğu Akdeniz'deki enerji işbirliği ve Filistin meselesinde Ankara-Kudüs hattında yeni bir dönemi başlatabilir. Ayrıca İran ile Batı arasındaki geçici anlaşma, Türkiye'nin enerji güvenliği ve komşusu İran'la ilişkileri açısından yakından izlenmesi gereken bir gelişme. Türkiye, İran'la ticari ve diplomatik bağlarını sürdürürken, ABD yaptırımları nedeniyle hassas bir denge politikası yürütüyor; anlaşmanın bu dengeyi nasıl etkileyeceği önümüzdeki dönemde belirginleşecek.