İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu, ABD Başkanı Donald Trump ile yaptığı telefon görüşmesinde, İran ile müzakerelere girişilmesini öngören bir “mutabakat zaptı” hazırlığı yapıldığını öğrendiğini ve İsrail’in bu belgeye taraf olmadığını açıkladı. Netanyahu’nun ofisinden Perşembe günü yapılan yazılı açıklamada, İsrail’in ABD-İran arasındaki bu girişimin dışında tutulduğu vurgulandı. Açıklamada, “Her ne kadar İsrail mutabakat zaptına taraf olmasa da, Başbakan Netanyahu ulusal çıkarlarımızı korumak için gerekli adımları atacağını Başkan Trump’a iletti” ifadeleri yer aldı. Gelişme, Orta Doğu’da İran’ın nükleer programı ve bölgesel nüfuzu konusunda tansiyonun yeniden yükseldiği bir döneme denk geliyor.
Gelişmenin Arka Planı: Trump Döneminde İran’a Yönelik Politikalar ve İsrail’in Kaygıları
ABD Başkanı Donald Trump’ın 2018 yılında İran nükleer anlaşmasından (JCPOA) tek taraflı olarak çekilmesi ve “maksimum baskı” politikasını başlatması, Tahran yönetimini ekonomik olarak köşeye sıkıştırmıştı. Ancak son dönemde ABD’nin İran’la dolaylı görüşmelere sıcak baktığına dair sinyaller geliyor. Netanyahu’nun bahsettiği “mutabakat zaptı”nın, taraflar arasında yeni müzakerelerin zeminini hazırlamak üzere kaleme alındığı belirtiliyor. İsrail yönetimi, İran’ın nükleer silah kapasitesine ulaşmasını engellemek için her türlü diplomatik veya askeri seçeneğin masada olduğunu defalarca dile getirmişti. Netanyahu’nun açıklaması, ABD’nin İran’la anlaşma arayışına karşı İsrail’in şüpheci ve temkinli duruşunu yansıtıyor. Özellikle İran’ın uranyum zenginleştirme faaliyetlerini %60 saflığa çıkarması ve uluslararası denetçilerin erişimini kısıtlaması, İsrail’in bu konuda daha katı bir tutum takınmasına neden oluyor. Netanyahu, daha önce de ABD’nin İran’la varacağı herhangi bir anlaşmada İsrail’in güvenlik endişelerinin dikkate alınması gerektiğini vurgulamıştı.
Bölgesel ve Küresel Boyut: İran’la Yeni Bir Anlaşma Mümkün mü?
ABD’nin İran’la doğrudan müzakere masasına oturma ihtimali, Orta Doğu’daki dengeleri derinden etkileyebilir. Suudi Arabistan ve Birleşik Arap Emirlikleri gibi Körfez ülkeleri, İran’ın nükleer programı ve bölgesel milis güçleri aracılığıyla yürüttüğü vekalet savaşları nedeniyle Washington’dan daha sert bir çizgi bekliyor. Öte yandan Avrupa Birliği ülkeleri, İran ile diplomatik bir çözüm bulunmasından yana. Netanyahu’nun açıklaması, ABD’nin İran’la anlaşma yapması durumunda İsrail’in buna uyum sağlamayacağı ve kendi güvenlik önlemlerini alacağı şeklinde yorumlanabilir. İran’ın nükleer müzakere sürecinde elini güçlendiren bir diğer faktör ise Çin ve Rusya’nın Tahran’a verdikleri siyasi ve ekonomik destek. Bu durum, ABD’nin yalnız başına hareket etmesini zorlaştırırken, İsrail’in de uluslararası alanda yalnızlaşmasına yol açabilir. Bölgesel güç mücadelesinde İsrail’in en büyük kozu, ABD Kongresi ve savunma çevreleri üzerindeki etkisi; ancak Trump yönetiminin İran’a yönelik yeni bir anlaşmaya yeşil ışık yakması, İsrail’in bu etkiyi kullanma kabiliyetini sınırlayabilir.
Türkiye Açısından Değerlendirme
Türkiye, İran’ın kuzey komşusu olarak nükleer bir İran’a sıcak bakmamakla birlikte, Tahran’la ekonomik ve enerji ilişkilerini sürdürmektedir. ABD-İran arasında olası bir mutabakat, Türkiye’nin enerji arz güvenliği ve komşusuyla ticari ilişkileri açısından olumlu sonuçlar doğurabilir. Ancak İsrail’in sürece dahil edilmemesi, bölgede gerginliği tırmandırabilir ve Türkiye’yi iki taraf arasında denge kurmaya zorlayabilir. Ankara, bir yandan İran’a yönelik uluslararası yaptırımlardan etkilenirken, diğer yandan İsrail’le son yıllarda normalleşme adımları atmıştır. Bu nedenle Türkiye, ABD-İran diyaloğunun başarısız olması durumunda oluşabilecek istikrarsızlığı ve İsrail’in olası askeri müdahalesini endişeyle izlemektedir. Sonuç olarak gelişme, Türkiye’nin çok yönlü dış politika stratejisi açısından hem fırsat hem de risk barındırmaktadır.