İran ve İsrail arasında haftalardır tırmanan gerilim, son dakika diplomasisiyle durdurulurken, İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu'nun bu süreçteki liderliği ülke içinde ve uluslararası kamuoyunda sert eleştirilere hedef oldu. İsrail medyası, Netanyahu'yu 'küçük düşmüş, başarısız bir savaş lideri' olarak tanımlarken, İran ve Hizbullah'ın misilleme saldırıları İsrail'in güvenlik doktrinindeki zaafları ortaya çıkardı. Bölgedeki kırılgan ateşkes, bu son alevlenmeyle daha da güçsüzleşti.
Gerilimin perde arkası: İran ve İsrail arasındaki gölge savaş
İsrail'in Suriye'de İran destekli mevzilere yönelik son hava saldırıları, Tahran yönetiminin doğrudan müdahalesine yol açtı. İran Devrim Muhafızları, İsrail'in kuzey bölgelerine insansız hava araçları ve füzelerle karşılık verirken, Lübnan'daki Hizbullah da güneyden saldırılara katıldı. Netanyahu yönetimi, saldırılar karşısında sivil yerleşimlerde sirenlerin çalması ve halkın sığınaklara yönelmesiyle panik havası yaşandı. İsrail ordusu, İran'ın kullandığı insansız hava araçlarının bir kısmını düşürdüğünü açıkladı, ancak hasar tespit çalışmaları sürüyor.
Netanyahu, savaş kabinesini toplayarak misilleme emri verse de, uluslararası baskı ve ABD'nin bölgeyi daha fazla istikrarsızlığa sürüklememe uyarıları nedeniyle geniş çaplı bir operasyondan kaçındı. Bu durum, İsrail'de sağcı çevrelerin Netanyahu'yu 'zayıf' olmakla suçlamasına yol açtı. Öte yandan, muhalefet liderleri, başbakanın kişisel siyasi çıkarları için ülkeyi savaşın eşiğine getirdiğini savunuyor.
Bölgesel ve küresel boyut: Kırılgan ateşkes ve yeni riskler
İran ile İsrail arasındaki düşmanlıkların geçici olarak dondurulması, bölgede derin nefessizlik yarattı. Lübnan, Suriye ve Yemen'deki vekil güçlerin de dahil olduğu bu çatışma, aynı zamanda Körfez ülkeleri ve Suudi Arabistan'ı endişelendiriyor. ABD, arabuluculuk çabalarında kilit rol oynarken, Rusya da İran üzerindeki nüfuzunu kullanarak tansiyonun düşürülmesine katkı sağladı. Ancak uzmanlar, bu geçici ateşkesin kalıcı bir çözüme dönüşmesinin zor olduğu görüşünde. İran'ın nükleer programı ve İsrail'in gizli operasyonları, en küçük bir kıvılcımda yeniden alevlenebilecek bir barut fıçısı oluşturuyor.
Avrupa Birliği, iki tarafa da itidal çağrısı yaparken, Birleşmiş Milletler ateşkesin kalıcı hale getirilmesi için acil bir oturum düzenlemeye hazırlanıyor. Bu gelişmeler, Orta Doğu'daki güç dengelerini yeniden şekillendirirken, özellikle enerji piyasalarında dalgalanmalara neden oldu. Petrol fiyatları, çatışma haberlerinin ardından yüzde 5'e varan artışlar kaydetse de, ateşkes haberleriyle geriledi.
Türkiye Açısından Değerlendirme
İran-İsrail geriliminin tırmanması, Türkiye'nin Doğu Akdeniz ve Orta Doğu'da yürüttüğü denge politikasını doğrudan etkiliyor. Türkiye, son yıllarda hem İran'la Karadeniz'deki enerji iş birliği hem de İsrail'le normalleşme sürecini yürütüyor. Bu çatışma, Türkiye'nin bölgesel enerji koridorları ve güvenlik mimarisindeki konumunu zorlayabilir. Ayrıca, Suriye'deki İran varlığı Türkiye'nin güney sınırına tehdit oluştururken, İsrail'in hava saldırıları da bölgedeki istikrarı bozuyor. Türkiye, her iki tarafla da diyalog kanallarını açık tutarak arabuluculuk rolü üstlenebilir, ancak kendi güvenlik çıkarları doğrultusunda hareket etmesi bekleniyor.