İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu, işgal altındaki Batı Şeria'da bulunan Hebron kentinin kapatılması ve bölge genelinde tam bir kilit uygulanması için emir verdi. Netanyahu'nun ofisinden yapılan açıklamaya göre karar, son günlerde artan güvenlik olayları ve istihbarat raporları doğrultusunda alındı. Hebron'un yanı sıra Batı Şeria'nın diğer bölgelerinde de sokağa çıkma kısıtlamaları ve hareketlilik yasakları getirilmesi planlanıyor. Filistin yönetimi kararı sert bir dille kınarken, uluslararası toplumdan henüz resmi bir açıklama gelmedi.
Gelişmenin arka planı
Hebron, Batı Şeria'nın güneyinde yer alan ve yüz binlerce Filistinlinin yaşadığı, aynı zamanda yüzlerce Yahudi yerleşimcinin de bulunduğu hassas bir kent. Son haftalarda bölgede Filistinliler ile İsrail güvenlik güçleri arasında çatışmalar artmış, birkaç saldırı ve baskın gerçekleşmişti. İsrail ordusu, Hebron'da düzenlenen bir saldırı sonrası kentin giriş çıkışlarını kapatmış, ardından Netanyahu yönetimi daha geniş kapsamlı bir kilit kararı almış görünüyor. Karar, İsrail'in koalisyon hükümeti içindeki aşırı sağcı ortakların baskısıyla da şekillenmiş olabilir. Nitekim maliye bakanı Bezalel Smotrich ve ulusal güvenlik bakanı Itamar Ben-Gvir gibi isimler uzun süredir Batı Şeria'da daha sert önlemler alınmasını savunuyordu.
Netanyahu'nun talimatı, Filistinlilerin günlük yaşamını ciddi şekilde etkileyecek. Kapatma kararı ile birlikte Hebron'da ticari faaliyetler durabilir, binlerce işçi işlerine gidemeyebilir ve sağlık hizmetlerine erişim kısıtlanabilir. İsrail ordusunun uygulamayı nasıl hayata geçireceği ise belirsizliğini koruyor. Askeri kaynaklar, kentin belirli mahallelerinde sokağa çıkma yasağı ilan edilebileceğini, ana yolların trafiğe kapatılabileceğini ve Filistin plakalı araçların hareketinin yasaklanabileceğini belirtiyor. Bu tür kapatma kararları geçmişte de zaman zaman uygulanmış ancak genellikle birkaç günle sınırlı kalmıştı. Şimdiki kararın süresi ve kapsamı henüz netleşmiş değil.
Bölgesel ve küresel boyut
Batı Şeria'daki tırmanma, Orta Doğu'da zaten kırılgan olan istikrarı daha da zayıflatabilir. Filistin Devlet Başkanı Mahmud Abbas yönetimi, kararı "tehlikeli bir tırmanma" olarak nitelendirdi ve uluslararası toplumu İsrail'e baskı yapmaya çağırdı. Arap Birliği ve İslam İşbirliği Teşkilatı'ndan da kınama açıklamaları geldi. ABD yönetimi ise henüz resmi bir tepki vermedi; ancak geçmişte benzer durumlarda İsrail'e itidal çağrısı yapmıştı. Avrupa Birliği, iki devletli çözümün zarar gördüğünü belirterek endişelerini dile getirdi. Bölgede artan şiddet, Gazze'deki kırılgan ateşkesi de tehdit ediyor. Hamas, Hebron kararına misilleme olarak yeni roket saldırıları düzenleyebileceğini ima etti.
Uluslararası hukuk açısından, işgal altındaki topraklarda toplu cezalandırma niteliği taşıyan kapatma kararları Cenevre Sözleşmeleri'ne aykırılık teşkil ediyor. Birleşmiş Milletler İnsan Hakları Yüksek Komiserliği, daha önce benzer uygulamaları kınayarak Filistinlilerin hareket özgürlüğünün sistematik olarak kısıtlandığını belirtmişti. Ancak İsrail, bu tür önlemleri "güvenlik gereği" olarak savunuyor ve meşru müdafaa hakkı çerçevesinde değerlendiriyor. Netanyahu'nun kararı, aynı zamanda İsrail iç siyasetinde de tartışma yaratabilir; muhalefet, hükümetin güvenlik sorunlarını çözmekte yetersiz kaldığını öne sürebilir.
Türkiye Açısından Değerlendirme
Türkiye, Filistin davasına verdiği destekle bilinen bir ülke olarak Batı Şeria'daki kapatma kararına muhtemelen sert tepki gösterecek. Dışişleri Bakanlığı'ndan kınama açıklaması gelebilir ve İsrail'in uluslararası hukuku ihlal ettiği vurgulanabilir. Ankara, son dönemde İsrail ile ilişkileri normalleştirme çabası içindeydi; ancak bu tür gelişmeler, normalleşme sürecini olumsuz etkileyebilir. Ayrıca Türkiye, bölgede artan gerginliğin kendi güvenliğini de etkileyebileceğinden endişe duyuyor; zira istikrarsızlık, radikal grupların güç kazanmasına zemin hazırlayabilir. Türkiye'nin insani yardım koridorlarının açık tutulması çağrısı yapması ve Filistinlilere yönelik desteğini sürdürmesi bekleniyor.