İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu, perşembe günü Birleşmiş Milletler Genel Kurulu'nda bir konuşma yaptı. Konuşma, Netanyahu hükümetine yönelik eleştirilerin arttığı ve Gazze'deki savaşın uluslararası alanda derin endişe yarattığı bir dönemde gerçekleşti. Netanyahu, BM kürsüsünden İsrail'in güvenlik politikalarını savunurken, ateşkes çağrılarına ve İsrail'e yönelik artan uluslararası baskıya yanıt verdi.
Arka Plan: Savaşın Gölgesinde Diplomasi
Netanyahu'nun BM Genel Kurulu'ndaki konuşması, İsrail'in Gazze'ye yönelik askeri operasyonlarının bir yılını doldurmasına yakın bir zamanda geldi. Geçtiğimiz yıl boyunca İsrail, Hamas'ın 7 Ekim 2023'te gerçekleştirdiği saldırıya karşılık olarak Gazze'de geniş çaplı bir askeri kampanya yürüttü. Bu süreçte on binlerce sivil hayatını kaybetti, bölgede insani kriz derinleşti. Uluslararası kuruluşlar, aralarında BM'nin de bulunduğu birçok aktör, İsrail'i orantısız güç kullanmakla ve insani hukuku ihlal etmekle suçladı. Netanyahu hükümeti ise bu suçlamaları reddederek, operasyonların Hamas'ı hedef aldığını ve sivil kayıpları en aza indirmek için çaba gösterildiğini savundu.
BM Genel Kurulu, her yıl Eylül ayında dünya liderlerini bir araya getiriyor. Bu yılki toplantı, Gazze savaşı, Lübnan'daki gerilim ve İran'ın nükleer programı gibi konuların gölgesinde geçti. Netanyahu'nun konuşması, özellikle Batılı müttefiklerin İsrail'e yönelik tutumunda son dönemde yaşanan değişim nedeniyle dikkatle izlendi. ABD Başkanı Joe Biden yönetimi, İsrail'e verdiği desteği sürdürmekle birlikte, sivillerin korunması ve iki devletli çözüm konusunda daha fazla adım atılması çağrısında bulundu. Avrupa ülkeleri arasında da İsrail'e yönelik eleştiriler arttı; bazı ülkeler İsrail ile silah ticareti veya işbirliğini gözden geçirme kararı aldı.
Netanyahu, konuşmasında İsrail'in karşı karşıya olduğu tehditleri sıraladı. İran'ı bölgesel istikrarsızlığın kaynağı olarak gösterdi ve İran'ın nükleer programına dikkat çekti. Ayrıca Hamas ve Hizbullah gibi grupların İsrail'e yönelik saldırılarını kınadı. Netanyahu, İsrail'in kendini savunma hakkını vurgularken, uluslararası toplumun İsrail'e yönelik eleştirilerini 'çifte standart' olarak nitelendirdi. Konuşmasında, İsrail'in barış istediğini ancak güvenlik kaygılarının göz ardı edilemeyeceğini belirtti. BM Genel Kurulu'ndaki konuşmalar sırasında bazı ülkelerin temsilcilerinin salonu terk ettiği gözlemlendi; bu durum, İsrail'e yönelik uluslararası izolasyonun bir göstergesi olarak yorumlandı.
Bölgesel ve Küresel Boyut
Netanyahu'nun konuşması, sadece Gazze ile sınırlı olmayan geniş bir jeopolitik bağlamda gerçekleşti. Lübnan'da Hizbullah ile yaşanan çatışmalar, İsrail'in kuzey sınırında tansiyonu yükseltti. İran ile İsrail arasındaki doğrudan çatışma riski, bölgesel bir savaşa dönüşme potansiyeli taşıyor. Bu bağlamda Netanyahu'nun BM'deki mesajları, İsrail'in hem savunma hem de diplomasi alanında sıkışmış bir pozisyonda olduğunu gösteriyor. ABD'nin tutumu kritik: Washington, İsrail'e askeri destek sağlamaya devam ederken, aynı zamanda gerilimin düşürülmesi için diplomatik çaba yürütüyor. Ancak ABD iç siyasetinde de İsrail'e yönelik eleştiriler yükseliyor; Kongre'deki bazı kanatlar, koşulsuz desteğin sorgulanması gerektiğini savunuyor.
Uluslararası Ceza Mahkemesi'nin (UCM) İsrail yetkilileri hakkında olası soruşturmaları ve Uluslararası Adalet Divanı'ndaki (ICJ) Güney Afrika'nın açtığı soykırım davası, İsrail'in hukuki baskıyla karşı karşıya olduğunu gösteriyor. BM Genel Kurulu'nda kabul edilen ateşkes çağrısı kararları, İsrail'in yalnızlaştığını ortaya koyuyor. Netanyahu hükümeti ise bu kararları bağlayıcı görmüyor ve kendi güvenlik önceliklerini savunuyor. Bölgede İran'ın etkisi, Suriye ve Irak'taki milis gruplar üzerinden artıyor; bu da İsrail'in güvenlik endişelerini derinleştiriyor. Suudi Arabistan ile normalleşme görüşmeleri ise Gazze savaşı nedeniyle askıya alınmış durumda. Netanyahu, konuşmasında bu normalleşmenin İsrail için stratejik bir hedef olduğunu ima etti ancak somut bir adım duyurmadı.
Küresel düzeyde ise BM Genel Kurulu, İsrail-Filistin meselesinde bölünmüş bir tablo sergiliyor. Batı ülkeleri genellikle İsrail'in güvenlik endişelerini kabul etmekle birlikte, sivillerin korunması ve insani yardım konusunda daha fazla adım bekliyor. Küresel Güney ülkeleri ise Filistin'e destek veren açıklamalar yapıyor. Bu bölünme, BM'nin etkinliğini zayıflatırken, İsrail üzerindeki uluslararası baskının artmasına neden oluyor. Netanyahu'nun konuşması, bu baskıyı hafifletmeye yönelik bir çaba olarak değerlendirilebilir ancak somut bir sonuç üretmesi zor görünüyor.
Türkiye Açısından Değerlendirme
Netanyahu'nun BM Genel Kurulu konuşması ve İsrail'e yönelik artan uluslararası eleştiriler, Türkiye'nin dış politikası açısından önemli sonuçlar doğuruyor. Türkiye, Gazze savaşının başından bu yana İsrail'e karşı en sert eleştirileri yönelten ülkelerden biri oldu; Cumhurbaşkanı Erdoğan, İsrail'i 'terör devleti' olarak nitelendirdi ve ticaret kısıtlamaları getirdi. Netanyahu'nun BM'de yalnızlaşması, Türkiye'nin pozisyonunu güçlendirebilir. Ayrıca Türkiye, bölgesel istikrar için diplomatik girişimlerde bulunuyor; Mısır ve Katar ile birlikte ateşkes müzakerelerinde rol alıyor. İsrail'in uluslararası alanda daha fazla baskı altına girmesi, Türkiye'nin Filistin meselesindeki diplomatik etkinliğini artırabilir. Ancak Türkiye-İsrail ilişkilerindeki gerilim, Doğu Akdeniz'deki enerji işbirliği ve bölgesel dengeler açısından riskler barındırıyor. ABD'nin tutumu ise Türkiye için kritik; Washington'un İsrail'e desteğini sürdürmesi, Türkiye'nin Batı ile ilişkilerinde denge arayışını etkiliyor.