Nepal'de son haftalarda etkili olan şiddetli muson yağışları, ülkenin çeşitli bölgelerinde büyük sel ve toprak kaymalarına yol açarak yüzlerce kişinin hayatını kaybetmesine ve altyapının ciddi zarar görmesine neden oldu. Bu felaket, iklim değişikliğinden en çok etkilenen ülkelerin, zengin ülkelerden kayıp ve zarar tazminatı taleplerini yeniden gündeme getirdi. COP30 özel elçisi ve düşünce kuruluşu kurucusu Arunabha Ghosh, iklim kırılganı ülkelerin tazminat taleplerinin kısa vadede sonuç vermesinin beklenmemesi gerektiğini söyledi. Ancak Nepal'deki yıkım, iklim müzakerelerinde eyleme geçilmesi için bir katalizör işlevi görebilir.
Nepal'deki sel felaketinin boyutları ve iklim bağlantısı
Nepal, son yılların en şiddetli muson yağışlarını yaşadı. Ülkenin orta ve doğu kesimlerinde etkili olan aşırı yağışlar, nehirlerin taşmasına ve geniş tarım arazilerinin sular altında kalmasına yol açtı. Yetkililer, can kaybının yüzlerce olduğunu ve binlerce kişinin evsiz kaldığını bildirdi. Altyapı hasarı ise milyarlarca doları bulabilir. Bilim insanları, bu tür aşırı hava olaylarının iklim değişikliğiyle bağlantılı olduğunu vurguluyor. Nepal gibi dağlık ve yoksul ülkeler, iklim krizine en az katkıda bulunmalarına rağmen en ağır bedeli ödüyor. Bu durum, uluslararası iklim müzakerelerinde "kayıp ve zarar" mekanizmasının önemini bir kez daha ortaya koyuyor.
Kayıp ve zarar müzakerelerinde son durum
2022'deki COP27 zirvesinde, gelişmekte olan ülkelerin uzun süredir talep ettiği Kayıp ve Zarar Fonu'nun kurulmasına karar verilmişti. Ancak fonun işleyişi, kimlerin ne kadar katkı sağlayacağı ve kimlerin faydalanacağı konusunda henüz net bir uzlaşı sağlanamadı. Gelişmiş ülkeler, tazminat yerine daha çok sigorta ve erken uyarı sistemleri gibi çözümlere odaklanılmasını istiyor. COP30 özel elçisi Arunabha Ghosh, tazminat taleplerinin hemen karşılık bulmasının zor olduğunu, çünkü uluslararası hukukta iklim göçü ve tazminat konusunda bağlayıcı düzenlemelerin eksik olduğunu belirtiyor. Ghosh'a göre, Nepal gibi ülkelerin sesini duyurması ve uluslararası kamuoyunun baskısı, süreci hızlandırabilir.
Uluslararası toplumun sorumluluğu ve gelecek perspektifi
İklim değişikliği, küresel bir kriz olarak tüm ülkeleri etkiliyor ancak etkileri eşit dağılmıyor. Nepal'in yaşadığı felaket, iklim adaleti kavramını yeniden hatırlatıyor. Gelişmiş ülkelerin tarihsel emisyonları, küresel ısınmanın ana nedeni olarak gösteriliyor. Bu nedenle gelişmekte olan ülkeler, iklim finansmanı ve teknoloji transferi konusunda daha somut adımlar bekliyor. Öte yandan, iklim müzakerelerinde ilerleme kaydedilmesi için önümüzdeki COP30 zirvesi kritik bir fırsat olarak görülüyor. Nepal'deki sel felaketinin, bu zirvede kayıp ve zarar konusunda daha güçlü bir irade oluşmasına katkı sağlayıp sağlamayacağı ise belirsizliğini koruyor. Uzmanlar, felaketlerin yarattığı kamuoyu baskısının müzakereciler üzerinde etkili olabileceğini, ancak kalıcı çözümler için siyasi iradenin şart olduğunu vurguluyor.
Türkiye Açısından Değerlendirme
Türkiye, Akdeniz havzasında iklim değişikliğinden en çok etkilenen ülkelerden biri. Son yıllarda artan sel, kuraklık ve orman yangınları, iklim krizinin Türkiye için de ciddi bir tehdit olduğunu gösteriyor. Nepal'deki sel felaketi ve ardından gelen tazminat tartışmaları, Türkiye'nin iklim müzakerelerindeki pozisyonunu doğrudan etkiliyor. Türkiye, gelişmekte olan bir ülke olarak iklim finansmanı ve kayıp-zarar mekanizmalarından yararlanma potansiyeline sahip. Ancak Türkiye'nin kendi emisyonlarını azaltma taahhütleri ve yeşil dönüşüm politikaları, bu tür taleplerin meşruiyeti açısından önem taşıyor. Ayrıca, Akdeniz'deki iklim göçü ve bölgesel istikrar açısından da gelişmeler yakından izlenmeli.