Nepal, geçtiğimiz yıl yaşanan ve yüzlerce kişinin ölümüne yol açan ölümcül sellerin ardından dört buzul gölünü boşaltma kararı aldı. Yetkililer, "kapaklı yapılar" aracılığıyla yapılacak boşaltma işleminin detaylı bir etüt çalışmasının ardından başlayacağını ve tamamlanmasının altı yıla kadar sürebileceğini bildirdi. Nepal Başbakanlık ve Bakanlar Kurulu bünyesindeki İklim Değişikliği Yönetim Merkezi'nin icra direktörü Sanjeeb Baral, yaptığı açıklamada, projenin ülkenin sellere karşı dayanıklılığını artırmayı amaçladığını söyledi.
Sellerin Yıkıcı Etkisi ve Alınan Karar
Nepal, son yıllarda iklim değişikliğinin etkisiyle artan buzul gölü patlaması (GLOF) olaylarıyla karşı karşıya. Geçtiğimiz yıl meydana gelen ve ülkenin kuzeyindeki dağlık bölgelerde büyük yıkıma neden olan seller, altyapıyı tahrip etti, binlerce kişiyi yerinden etti ve can kayıplarına yol açtı. Uzmanlar, bu tür felaketlerin sıklığının iklim kriziyle birlikte arttığını vurguluyor. Nepal hükümeti, benzer bir felaketin tekrarlanmaması için riskli görülen dört buzul gölünde su seviyesini düşürme kararı aldı.
Boşaltma işlemi, göllerin çıkış noktalarına yerleştirilecek kapaklı yapılar (savaklar) aracılığıyla kontrollü bir şekilde suyun tahliye edilmesi prensibine dayanıyor. Bu yöntem, göl seviyesinin kritik eşiğin altında tutulmasını sağlayarak ani taşkınları önlemeyi hedefliyor. Ancak projenin hayata geçirilmesi için öncelikle kapsamlı bir jeolojik, hidrolojik ve mühendislik etüdü yapılması gerekiyor. Sanjeeb Baral, "Çalışmalar detaylı bir etüt sonrasında başlayacak ve altı yıla kadar sürebilir" dedi. Bu süre, hem zorlu arazi koşulları hem de lojistik engeller nedeniyle uzun tutuluyor.
Buzul Gölleri ve İklim Değişikliği Bağlantısı
Himalayalar'da binlerce buzul gölü bulunuyor ve bunların bir kısmı yerleşim yerlerinin hemen üst kısmında yer alıyor. Sıcaklıkların artmasıyla buzullar eriyor, göller genişliyor ve baraj görevi gören buz veya moloz setleri zayıflıyor. Bu setlerin ani yıkılmasıyla ortaya çıkan sel suları, vadilerdeki köyleri, yolları ve hidroelektrik santrallerini saniyeler içinde süpürebiliyor. Nepal'de 2023 yılında yaşanan ve Güney Asya'da son yılların en ölümcül sellerinden biri olarak kayıtlara geçen felaket, bu riskin ne kadar ciddi olduğunu gösterdi.
Uzmanlar, buzul gölü boşaltmanın tek başına yeterli olmadığını, erken uyarı sistemleri, arazi kullanım planlaması ve toplum temelli afet hazırlığının da şart olduğunu belirtiyor. Nepal, uluslararası kuruluşlar ve komşu ülkelerle işbirliği yaparak bu tür projeleri finanse etmeye çalışıyor. Ancak iklim finansmanına erişim ve teknoloji transferi konusunda gelişmekte olan ülkelerin karşılaştığı zorluklar devam ediyor.
Bölgesel ve Küresel Boyut
Nepal'in buzul göllerini boşaltma kararı, yalnızca ulusal bir önlem değil, aynı zamanda iklim değişikliğine uyum çabalarının bir parçası. Himalaya bölgesi, dünyanın en hassas ekosistemlerinden biri ve buradaki değişimler milyarlarca insanın su kaynaklarını etkiliyor. Hindistan, Çin, Butan ve Pakistan gibi ülkeler de benzer risklerle karşı karşıya. Bölgesel işbirliği, veri paylaşımı ve ortak erken uyarı sistemleri kritik önem taşıyor.
Birleşmiş Milletler ve Dünya Bankası gibi kuruluşlar, Nepal gibi ülkelere teknik ve mali destek sağlıyor. Ancak projelerin hayata geçirilmesi yıllar alabiliyor ve iklim krizi hızlanırken bu süreç yeterince hızlı ilerlemiyor. Nepal'in bu adımı, diğer dağlık ülkeler için de bir model oluşturabilir. Buzul gölü boşaltma, iklim adaptasyonunun somut bir örneği olarak görülüyor.
Türkiye Açısından Değerlendirme
Nepal'deki buzul gölü boşaltma projesi, doğrudan Türkiye'yi ilgilendirmese de iklim değişikliğinin yarattığı risklere karşı alınan önlemler açısından örnek teşkil ediyor. Türkiye, Doğu Karadeniz'deki buzul gölleri ve dağlık bölgelerde artan sel riskiyle karşı karşıya. Ayrıca Türkiye, iklim finansmanı ve yeşil dönüşüm konusunda uluslararası işbirliklerine önem veriyor. Nepal'in deneyimi, erken uyarı sistemleri ve altyapı yatırımlarının önemini gösteriyor. Türkiye, kendi afet yönetimi stratejilerinde benzer bilimsel çalışmalardan faydalanabilir. Bölgesel istikrar ve insani krizlerin önlenmesi açısından da bu tür projeler küresel güvenliğe katkı sağlıyor.